Sağlıkla İlgili Bir Çok Şey 2 - Güncel Forum - Guncelforum.net
Güncel Forum - Guncelforum.net  
CANLI SOHBET İÇİN TIKLA GüncelForum Online Sohbet Odaları Açıldı Hemen Giriş Yap EN GÜZEL TATİL YERLERİ Yerli Ünlüler

Geri git   Güncel Forum - Guncelforum.net > Genel Kültür > Sağlık

Sağlık Dahiliye, Cerrahi, Ortopedi, Cildiye, Kardiyoloji, KBB, Göz ve Çocuk Hastalıkları, Kalori Hesaplama Tıp Sözlüğü vs.. Her Türlü Sağlık Bilgileri..

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 24.12.07, 00:24   #1 (permalink)
Cansu
Guest
Avatar Yok

Diğer Bilgiler
Mesajlar: n/a
Rep Bilgileri
Teşekkür Bilgileri

Arrow Sağlıkla İlgili Bir Çok Şey 2

Bilinçsiz kullanıldığında sağlık açısından ciddi riskler doğuran antibiyotikler, en fazla satılan ilaçlar arasında ilk sırada yer alıyor.
Adana Eczacı Odası Başkanı Burhanettin Bulut, 2004 yılının ilk 6 ayına yönelik yapılan araştırmalara göre, en fazla satılan ilaçlar listesinde antibiyotiklerin ilk sırada olduğunu bunda, eczacıdan hastaya bilgi akışındaki eksikliklerin etkili olduğunu ifade etti. Bulut, “Bilinçsiz ilaç kullanımına en güzel örnek, evlerdeki ecza dolaplarıdır” dedi.
Bulut yaptığı açıklamada, Türkiye’de bilinçsiz ilaç tüketiminin yaygın, bunu önlemeye yönelik çalışmaların yapılmasının zorunlu olduğunu söyledi. 2004 yılının ilk 6 ayına yönelik yapılan araştırmalara göre en fazla satılan ilaçlar listesinde antibiyotiklerin ilk sırada olduğunu belirten Bulut, bunda, eczacıdan hastaya bilgi akışındaki eksikliklerin etkili olduğunu ifade etti.

YILDA BİR KEZ İLAÇLARI ELEYİN
Bilinçsiz ilaç kullanımına en güzel örneğin, evlerdeki ecza dolapları olduğunu vurgulayan Bulut, buralarda çok miktarda, son kullanım tarihi geçmiş ilaca rastlandığını belirtti. Özellikle antibiyotiklerin kutularındaki miktarın, tedaviyi tamamlamaya yönelik olarak belirlendiğine dikkati çeken Oda Başkanı Bulut, “Ecza dolapları, yarısı kullanılmış ilaç kutularıyla doludur.
Bunun nedeni, hastanın ilaç ve kullanım miktarı hakkında bilgi sahibi olmayışı ve kendini iyi hissettiğinde tedaviyi yarıda kesmesidir. Bunun yanında eşten dosttan duyularak satın alınan ilaçlar da önemli yer tutar.
Gerekli miktarda ilaç almak, doktorun tavsiye ettiği tedavi süresince kullanmak ve son kullanma tarihi geçen ilaçları imha etmek gerekir. Biz vatandaşlara, yılda en az bir kez evde bulunan ilaçları eczacıya göstermelerini ve gereksiz olanlar ile kullanım süresi dolanları elemelerini öneriyoruz. Bilinçsiz ilaç kullanımı yarar değil, zarar getirir.”

35 BİN KİŞİYE 1 ECZACI DÜŞÜYOR
Özellikle SSK’lı hastalarda verimli ilaç tüketiminin çok düşük düzeyde olduğunu kaydeden Bulut, “Türkiye’de nüfusun yarısı SSK hastanelerinden yararlanıyor. Toplam 1100 eczacının görev yaptığı bu hastanelerde 35 bin kişiye 1 eczacı düşüyor. Bu koşullar altında hasta ve eczacı arasında sağlıklı bir ilişki kurulmasını beklemek çok güç. Eczacının vatandaşa ilaç ve kullanım şekli hakkında ayrıntılı bilgi verme şansı, zaman ayırması mümkün olamıyor. Bu durum, gereksiz ve yanlış ilaç kullanımı tetikliyor.”
Bulut, Türkiye’de 22 bin serbest eczacı bulunduğunu belirterek, “Bu potansiyelin, diğer kurumlara olduğu gibi SSK’lılara yönelik olarak da hizmet vermesi sağlanmalıdır. Ancak bu koşullarda eczacılar, gerçek görevleri olan ilaç danışmanlığını yerine getirebilirler” dedi.

Saç dökülmesi erkeklerde daha sık olmasına rağmen kadınlarda da görülüyor ve psikolojik etkisi çok daha fazla oluyor...
Memorial Hastanesi Medikal Estetik ve Zayıflama Merkezi’nde görevli Opr. Dr. Kemal Uğurlu saç dökülmesi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Estetik görünümde çok önemli bir yer tutan saçın kaybı kişide yaşlanma duygusu yaratıp, vücudundan birşeylerin eksildiği düşüncesi insanları mutsuz ediyor.

SAÇ DÖKÜLMESİNİN NEDENLERİ
Saç dökülmeleri kansızlık, beslenme bozuklukları, vitamin eksiklikleri, ağır hastalıklar, hormonal düzensizlikler ve bazı ilaç kullanımlarından sonra görülebilirse de genelde bir nedene bağlanamaz. Ailesel yatkınlık, stres, mantar enfeksiyonları ve kalitesiz bakım ürünlerinin kullanılması da dökülmeyi etkileyerek arttırabilir.
Saç dökülme alanları erkeklerde başın ön, üst ve tepe kısmında görülür ve degişik genişlikte olabilir. Çoğu kişide ileri yaşlara kadar başın her iki yanında ve ensede dökülmeyen alanlar kalır. Kadınlarda ise yaygın seyrelme tarzında dökülmeye daha sık rastlanır. Bölgesel dökülme nadir olarak görülür.
Saç dökülmesi otuzlu yaşlara doğru başlar ve elli yaşın üstünde erkek nüfusunun hemen hemen yarısında görülür. Başlama yaşı ne kadar erken olursa dökülme de o kadar fazla ve geniş alanda olur.

DÖKÜLMEYİ DURDURAN YA DA YENİDEN SAÇ ÇIKARTAN TEDAVİ VAR MIDIR ?
Vücudun diğer hücreleri gibi saç hücrelerininde genetik olarak şifrelenmiş bir ömür süresi bulunur. Dökülen saçların ömürlerinin kısa olarak planlandığı düşünülür. Bazı ilaçlarla bu dökülmeye başlayan saçların hücrelerinin ömrü uzatılmaya çalışılır. Ancak bu ilaçlar kullanıldığı dönemde kısmen etkili olsa da ilacın kesilmesi ile eski dökülme durumuna geri dönülür.

SAÇ EKİMİ
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte estetik cerrahinin tüm bölümleri gibi saç ekim tekniği de gelişti ve başarılı sonuçlar alınır hale geldi. Eskiden içerisinde 5-6 saç hücresi bulunan dokularla (makro greftlerle) yapılan saç ekimleri doğal olmayan görünüm yaratıyordu. Günümüzde saç ekimi artık mikro greft tekniği olarak bilinen 1-2 kıl hücresinin ekimi şeklinde yapılıyor.
Saç ekiminde en önemli kriter saç ekimi yapılacak alanla, saçın alındığı alan arasındaki orandır. Tüm saçın 3’te 1 ve daha az oranındaki dökülmelerinde saç ekimi ile elde edilecek estetik sonuçlar çok iyidir. Daha geniş alanlardaki dökülmelerde alanın genişliğine bağlı olarak estetik başarı düşer, ekim sonrası elde edilen saç yoğunluğu biraz daha az olur.
Başarıyı etkileyen bir diğer önemli etken de ekibin tecrübesidir. Saçın ekim yönü, açısı, yoğunluğu ve hücrelerin efektif dağılımı estetik görünümü çok etkiler.

Hayvanlarla dünyamızı paylaşırken, olası infeksiyonlar konusunda da bilgi sahibi olmalı ve gereken korunma tedbirlerini almalıyız.
Hayvanlardan insanlara bulaşması mümkün olan çok sayıda infeksiyon var. Bu infeksiyonlar, eğer gerekli hijyen kurallarına uyulmaz, korunma için gerekli önlemler alınmazsa hem anne hem de fetus sağlığı için önemli bir sorun kaynağı olabilir.
Memorial Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. M. Servet Alan, hamilelik döneminde evcil hayvanlarla kurulan ilişkide dikkat edilmesi gereken noktalar ve hayvanlardan insanlara bulaşması mümkün olan infeksiyonlar ile ilgili bilgiler verdi.
‘Evcil hayvanların insanlara pek çok yararı var. Bizi rahatlatır, arkadaşlık eder. Fakat, bu yakınlaşma sırasında hayvanlar insanlara bazı hastalıkların bulaşmasına da neden olabilir. Bu hastalıklar zoonoz olarak adlandırılır.
Hayvanlar bazı mikropları taşırlar, fakat bu mikropları kirli su ve gıdalardan alma olasılığımız hayvanlardan alma olasılığımızdan daha fazladır. Evcil hayvanlarla birlikte yaşarken, olası infeksiyon hastalıklarından korunmayı da bilmemiz gerekir. Vahşi hayvanlar ise çok daha tehlikeli bazı infeksiyonları bulaştırabilirler. Vahşi hayvanlarla temastan kaçınmak gerekir. Vahşi hayvanlar ev hayvanı olarak beslenmemeli, eve getirilmemelidir.
Köpekler: Köpeklerin gebelik sırasında ve sonrasında, eğer aşı ve kontrolleri düzenli olarak yapılıyorsa, yaratabilecekleri en önemli sağlık sorunları fiziksel travmalardır. Köpeklerin ısırma ve tırmalamaları tetanoz, yara infeksiyonları ve kuduz gibi infeksiyonların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Kediler: Kediler de tırmalama ve ısırıkla yaralanmalara neden olabilirler. Bu yaralanmalar tetanoz, yara infeksiyonları ve kuduz bulaşmasına neden olabilir. Kedilerin gebelikte neden olduğu en önemli sağlık sorunu toksoplazmoz infeksiyonudur.
Sürüngenler: Kertenkeleler, iguanalar, kaplumbağalar, kurbağalar yılanlar ve diğer sürüngenler sık olmamakla birlikte evde beslenmektedir. Gerekli hijyen kurallarına dikkat edilmemesi durumunda bu hayvanlardan bulaşabilecek en önemli infeksiyon etkeni salmonella bakterileridir. Sürüngenlerin evde, mutfakta serbestçe dolaşmasına izin verilmemelidir. Sürüngenlere ve kafeslerine temas ettikten sonra eller su ve sabunla yıkanmalıdır.
Kuşlar: Kuşunuz sağlıklı ise siz ve bebeğiniz için bir sorun oluşturmayacaktır. Kuşlar kampilobakter, salmonella, klamidya gibi infeksiyon etkenlerini ve bazı parazitleri bulaştırabilir. Kuşunuzun veteriner tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır. Kuşa ve kafesine dokunduktan sonra ellerinizi yıkayın. Kafes temizliğini siz yapmayın.

TOXOPLASMA GONDİİ
Gebelik sırasında hayvanlardan, özellikle kedilerden insanlara bulaşıp, bebekte sağlık sorunlarına neden olabilecek en önemli hastalıklardan biri Toxoplasma gondii adlı parazite bağlı olarak ortaya çıkan toksoplazmozdur. Pek çok insan T.gondii ile karşılaşmış ve bu paraziti taşımaktadır. Fakat, bağışıklık sistemi paraziti kontrol altında tutar.

TOKSOPLAZMOZ BEBEĞİ NASIL ETKİLER?
Eğer toksoplazma infeksiyonu ilk kez gebelik sırasında veya gebeliğin hemen öncesinde ortaya çıkarsa infeksiyon annede hiçbir belirti olmadan anne karnındaki bebeğe geçebilir. Anne karnında infeksiyona yakalanan pek çok bebekte başlangıçta bir bulgu saptanmayabilir. İlerleyen yıllarda ise zeka geriliği ve körlük gibi ciddi belirtiler ortaya çıkabilir. Bebeklerin küçük bir kısmında ise doğumda ciddi göz veya beyin hasarı saptanabilir.

TOKSOPLAZMOZ NASIL BULAŞIR?
Kediler toksoplazma infeksiyonunun en önemli kaynağıdır. Paraziti taşıyan kemirgenler, kuşlar ve diğer küçük hayvanları yediklerinde parazit kediye bulaşır. Daha sonra kedinin dışkısında parazit kistleri çıkmaya başlar. Yavru kedilerin dışkısında infeksiyondan 3 hafta sonrasına kadar kistler bulunabilir. Erişkin kedilerin toksoplazma bulaştırma olasılıkları daha düşüktür. Kedi dışkısı ile kirlenen çöp kutuları ve toprak ile temas eden eller eğer uygun şekilde yıkanmazsa bulaşmaya neden olabilir. Meyve ve sebzelerin yıkanmadan tüketilmesi de bulaşmaya neden olur. Parazit hayvanların kaslarında kistler oluşturur. Çiğ et yenmesi, çiğ etle temas eden ellerin yıkanmaması bulaşmaya neden olabilir.

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONU NASIL TANINIR?
Kanda toksoplazmaya karşı antikorların aranması bu hastalığın daha önce geçirilip geçirilmediği, ya da yeni bir infeksiyonun varlığını gösterir. Eğer toksoplazmoz gebe kalmadan önce geçirilmiş ise annede bağışıklık gelişeceği için bebek korunur. Fakat, infeksiyon geçirildikten sonra 6 ay kadar hamile kalınmaması önerilir.

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNDAN NASIL KORUNABİLİRİZ?
Toprak, kum, çiğ et veya yıkanmamış sebzelerle temastan sonra ellerinizi su ve sabunla yıkayın. Etleri hiçbir yeri pembe kalmayacak şekilde iyi pişirin. Et pişmeden tadına bakmayın. Etin pişirilmeden önce birkaç gün dondurulması infeksiyon riskini azaltır. Sebze ve meyveleri temiz suyla iyice yıkayın. Temizliğinden emin olduğunuz veya kaynatılmış su kullanın.

HAMİLE KALMAYI PLANLARKEN VEYA HAMİLE KALINCA KEDİLER TERK EDİLMELİ Mİ?
Kedinizin tuvalet kutusunu bir başkası değiştirsin. Eğer sizin yapmanız zorunlu ise öncesinde eldiven giyin, sonrasında su ve sabunla ellerinizi yıkayın. Kedinizin tuvalet kutusunu her gün temizleyin, kistler 1-3 günden önce bulaşıcı hale gelmez. Kedinize asla çiğ et yedirmeyin. Sokak kedilerinden, özellikle yavru kedilerden uzak durun. Ev kedinizi evde tutun. Hamile iken yeni bir kedi almayın.

ÇOK SAYIDA İNFEKSİYON VAR

Hayvanlardan insanlara bulaşması mümkün olan çok sayıda infeksiyon var. Bu infeksiyonlar, eğer gerekli hijyen kurallarına uyulmaz, korunma için gerekli önlemler alınmazsa hem anne hem de fetus sağlığı için önemli bir sorun kaynağı olabilir.

BRUSELLOZ
Bruselloz, brusella bakterilerinin neden olduğu, infekte hayvanlardan insanlara bulaşabilen bir hayvan hastalığıdır. En sık bulaşma nedeni kaynatılmamış, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinin kullanımıdır. Çiğ etle de bulaşması mümkündür. Brusella bakterileri annenin hastalığı sırasında anne kanında bulunup, bazen anne karnındaki bebeğe bulaşır. Bu bulaşma düşük ve anne karnında bebek ölümü ile sonuçlanabilir. Bruselloz çeşitli antibiyotiklerle tedavi edilebilir.

LİSTERYOZ
Listeryoz hastalığının etkeni Listeria bakterileridir. Listeria bakterileri pek çok evcil ve yabani memelide, kuşta, deniz ürünlerinde bulunabilir. Grip benzeri bir hastalığa neden olur. Gebelikte düşük, ölü doğum veya yenidoğan bebekte ağır hastalık görülebilir. Pastörize olmayan, kaynatılmamış sütle yapılmış peynirler, önceden hazırlanıp bekletilmiş salatalar, çiğ deniz ürünleri bulaşmaya neden olabilir.

SALMONELLOZ
Salmonelloz salmonella bakterilerine bağlı olarak ortaya çıkan bir infeksiyon hastalığıdır. Salmonella bakterileri sürüngenler, kuşlar, köpekler, kediler, atlar, çiftlik hayvanlarında bulunup insanlara bulaşabilir. Uygun hazırlanmayan gıdalar önemli bir bulaşma nedenidir. İnsanda hafif bir ishalden, ölümle sonuçlanabilen ateşli ağır hastalığa kadar çeşitli hastalık tablolarına neden olabilir. Tifo ve enterik ateş salmonelların neden olduğu infeksiyonlardır. Gebelikte annenin hastalığı ile birlikte anne karnındaki fetusun da etkilenmesi olasılığı nedeni ile dikkatli olunmalıdır.

CAMPYLOBACTER
Campylobacter çeşitli çiftlik hayvanlarında, kedi ve köpeklerde bulunabilen bir bakteridir. Bağırsak infeksiyonuna neden olur, kanda da bulunabilir. Hamilelerde düşük, ölü doğum, erken doğuma, yeni doğanlarda ishal veya kanlı ishale neden olabileceği bildirilmektedir.

PSİTAKOZ
Psitakoz Chlamydia psittaci’ye bağlı olarak ortaya çıkar, akciğer hastalığı ile kendini gösterir. Gebelikte bu hastalık daha ağır seyredebilir. Hastalığı taşıyan kuşlar bulaşmaya neden olabilir.

TEDBİRLER
Hayvanlarla dünyamızı paylaşırken, olası infeksiyonlar konusunda da bilgi sahibi olmalı ve gereken korunma tedbirlerini almalıyız.
Evcil hayvanların veteriner kontrolleri ve aşıları düzenli olarak yapılmalı.
Hayvanlarla temastan sonra, özellikle yemek hazırlarken eller mutlaka su ve sabun ile yıkanmalı.
Hayvanların dışkı ve idrarları çeşitli hastalıkların bulaşmasına neden olabilir. Uygun şekilde uzaklaştırılmaları gerekir.
Hayvan ısırık ve tırmalamaları yara infeksiyonları, kuduz ve tetanoz gibi hastalıklara neden olabilir. Bu gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulması gerekir.

Bel fıtığı veya başka sebebe bağlı bel rahatsızlığı bulunan herkesin günlük yaşamda dikkat etmesi gerekenler...
Bel sağlığını korumak için, çok ağır yükleri kaldırmayı denemeyin, kaldırılacaksa da mutlaka dizleri kırarak yani çömelerek yerden alın. Belden eğilerek kaldırmamaya özen gösterin. Hiçbir şeyi uzanarak almayın. Mesela telefon çaldığında veya raftan kitap alırken uzanmayın. Daima cisimlere yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın alın.
1- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
2- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.
4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın. Belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.
5- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alın. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltin.
6- Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayın.
8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın, ondan sonra yaklaşın. Kaldırma işlemine geçmeden önce cismi hafifçe yoklayarak bir kez de test edin ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırın.
9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayın. Bunun için ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiyorsa, haltercilerin yaptığı gibi çok iyi konsantre olun. Kaldırırken yavaş ve temkinli hareket edin, ani hareketlerden kaçının. Adalelerinize ani yük bindirmeyin. Kaldırma esnasında karın kaslarınızı kasarak bütün kas gruplarınızı aynı anda çalıştırın. Karın ve sırt adalelerinizin kasılması omurganızı destekler.
10- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.
11- Ayakta iken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.
12- Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
13- Beliniz geriye doğru eğilmiş vaziyetteyken sırtınıza ağırlık yüklemeyin. Mutlaka yüklemeniz gerekiyorsa dizleriniz biraz kırılmalı ve vücudunuz öne doğru hafif eğik olmalı.
14- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyin.
15- Bir cismi taşırken ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir. Her iki ayağınız arasındaki mesafe de yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalı.
16- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar vardır. Otururken zaman zaman pozisyon değiştirmeniz de iyi olur.
17- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın. Kol konacak sandalye ve koltukları tercih edin.
18- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat edersiniz.
19- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin; belinizi olabildiğince dik tutmaya gayret edin. Bu yüzden evinizdeki lavaboların mümkünse biraz daha yüksekçe yapılmasını sağlayın.
20- Her gün ez az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek artırın.
21- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuz size vereceği egzersizleri aksatmadan yapın. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür. Kronik ağrısı olan hastalar hafif ağrılı dönemde bile egzersizlerden yararlanırlar.
22- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın. Karın, sırt ve kalça adalelerinin vücudun tabii korsesi olduğunu unutmayın.
23- Egzersizleri, altında sunta veya tahta bulunan halı veya battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.
24- Egzersiz hareketlerinin sayısını gün geçtikçe yavaş yavaş artırın. Başlangıçta aşırılığa kaçmayın.
25- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının.
26- Spor veya egzersize başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.
27- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa uzman doktora danışın. Bir saati geçen rahatsızlık söz konusu ise o hareketi yapmayın.
28- Günlük yaşantınızda ani hareketlerden sakının. Özellikle yataktan veya koltuktan kalkarken ani hareket yapmayın.
29- Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.
30- Yüksek iskemlelerde veya benzeri yüksek yerlerde oturmak bele binen yükü artırır. Bundan kaçının.
31- Televizyon seyrederken veya herhangi bir gösteriyi izlerken koltukta sırtımızı kamburlaştırmak rahatsızlıklara yol açar.
32- Her gün beyaz peynir ve bir tabak yoğurt yemeyi yada bir bardak az yağlı süt içmeyi adet haline getirin Güneş ışığından yeterince istifade edin.
33- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu, bunun da belinizin biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayayın.
34- Uzman hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.
35- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan belinizi asla çektirmeyin ve maniplasyon (el ile müdahale) yaptırmayın. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.
36- Üzüntü ve streslerin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilendiğini bilerek ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin. Lüzumu halinde bulunduğunuz ortamı geçici de olsa değiştirin veya tatile çıkın.
37- Yaptığınız işi sevin. Stres altında ve iş yerinde mutsuz olan kişilerde bel rahatsızlıkları daha sık görülür. Bu nedenle meslek seçimi konusuna henüz hayatın başındayken gereken önemi verin.
38- Günlük yaşamda gerginlikten kurtulmanın yollarını öğrenin.
39- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabınızın topukları normal, ökçeleri yumuşak olsun. Orta topuk ayakkabılara alıştığınızda bunu mümkün mertebe değiştirmeyin.
40- Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi oturağınızın üstüne sanki düşüyormuş gibi bırakmayın. Yavaş yavaş kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçin.
41- Sandalye veya koltukta otururken, bir cismi (hafif dahi olsa) öne doğru eğilerek yerden almayın.
42- Beliniz ağrıdığı dönemlerde alafranga tuvaletleri tercih edin. Tuvalete otururken en azından tek elinizi destek olarak kullanın.
43- Tuvalet ihtiyacınızı giderirken oturur pozisyonda öne doğru eğilmeyin. Ağrılı dönemde alafranga tuvalette ters oturmanız bu açıdan yarar sağlayabilir.
44- Mutlak sert yatak istirahatinde iken ayaklarınızın altına birkaç yastık koyarak yükseltmeniz daha iyi olacaktır. Bu esnada yemeklerinizi yatarak yiyebilirsiniz. Namazlarınızı sağ yanınıza doğru yatarak işaretle kılabilirsiniz. Yastığınızın alçak olmasında da yarar var. Bu pozisyonda yorulursanız yan yatabilirsiniz.
45- Yan yatışta kalça ve dizlerinizden çekerek bacaklarınızı toplar ve ana rahmindeki gibi kıvrılarak durursanız rahat edersiniz. İki bacağınızın arasına yumuşak bir yastık koymanız da iyi olur.
46- Doktorunuz mutlak yatak istirahati vermişse tavsiyesine uyun. Bu tedavi esnasında ağrınız artıyor, durumunuz kötüye gidiyorsa doktorunuza bildirin. Birkaç gün içinde iyileşirseniz yine doktorunuzu haberdar edin. Uzman doktor hastanın tedaviye vereceği cevaba göre bu süreyi artırıp azaltabilir. Zaten ilk birkaç gün sonrasında hastalığın genel seyri kendisini belli eder. Prensip olarak hasta becerebildiği anda normal yaşantısına dönmelidir. Kriter hayat kalitesidir. Lüzumsuz uzamış yatak istirahati de doğru değildir.
47- Yorgunluğa bağlı olarak beliniz ağrıyorsa usulüne uygun yapılan 10-15 dakikalık istirahat en iyi ilaçtır. Tam rahatlamak ve gevşemek için ayaklarınızı sandalyeyle yükseltirken boynunuzun altına da küçük bir yastık koyabilirsiniz.
48- Sırtüstü yatarken yüksek yastık kullanmayın.
49- Yatağınız bel hizasından itibaren kırılabiliyorsa 45 derecelik bir açı oluşturacak tarzda ayarlayarak sırtınızı dayar ve dinlenebilirsiniz. Böyle bir yatağınız yoksa iskemleyi devirerek arkalığın üzerine yastık koyup aynı şekilde dinlenebilirsiniz.
50- Bacaklarınız düz pozisyondayken, ayakta dimdik uzun süre hareketsiz kalmayınız. Münavebeli olarak bir ayağınızı öne doğru uzatıp pozisyon değiştirin veya yürüyün.
51- Sağlıklı iken düzenli olarak spor yapın. Yüzmeye önem verin, yürümeyi ihmal etmeyin.
52- Daha önce bel rahatsızlığı geçirmişseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele sporlarından ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi uğraşlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme ve yüzme gibi sporları tercih edin. Beli fazla eğmeden bisiklete binmek de faydalıdır.
53- Çocuklarınız hızlı gelişsinler diye onlara aşırı antrenman veya gereğinden fazla spor yaptırmayın.
54- Çocuklarınızı oturarak ders çalışırken öne veya yana eğik durmamaları konusunda onları sık sık uyarın. Masada uzun süre çalışması gereken kişilerin öne eğilmemeleri için çalışma yüzeyinin bir miktar eğimli olmasında yarar vardır. Masanızın altına da ayak dinlendirme basamağı koyunuz.
55- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.
56- Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak belinizi germeyiniz. İpin seviyesini boyunuza göre ayarlayınız.
57- Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.
58- Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçin ve öyle kalkın. Yatmak için ise önce yatak kenarına oturun ve bacaklarınızı yukarıya çekerken gövdenizi yatağa uzatın.
59- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyin.
60- Otomobile bindiğinizde koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin de kalçanızın biraz yukarısında durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.
61- Uzun süre araç kullanmayın. Şayet önünüzde kat edilecek çok uzun bir yol varsa sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.
62- Arabanızın bagajını boşaltırken de eşyaları öne, ileriye doğru uzanarak almayın. Önce bir ayağınızı tamponun üzerine koyun, sonra belinizi fazla eğmeden bagajı boşaltın.
63- Çocuklarınız okula giderken çantalarında mümkün mertebe az yük taşıtmaya çalışın. Bunun için sadece o günkü dersleri ilgilendiren kitap ve ders gereçlerini yanlarına almaları konusunda onları eğitin.
64- Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 santimetre yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin, belinizin rahatladığını göreceksiniz. Bir süre sonra basamağın üzerine öbür ayağınızı koyun.
65- Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyin ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret edin. Bu nedenle uzun saplı süpürge kullanmak daha yararlı olacaktır. Bahçede çalışırken de uzun saplı aletleri tercih edin.
66- Yatağınız sert olsun. Yattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta veya tahta olan yataklar ile üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.
67- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçalarınız arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz ekranın üst düzeyi hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, önkol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.
68- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.
69- Sağlıklıyken, günlük yaşantınızda tembel olmayın, hareketliliği tercih edin. Fazla harekete izin vermeyen iş ve hayat düzeni belinizi tehdit eder. Buna karşılık otobüs ya da metroda bir durak önce inmek, asansör yerine merdiveni kullanmak size çok şey kazandırır.
70- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken her iki omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi omuz ve kalçanın ortasından ve ayak bileği önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verirken iç organlar da basınç altında kalır.
71- İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu nun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle ara sıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, aya kta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.
72- Sırtüstü yattığınızda veya bir halıya uzandığınızda bacaklarınızı dizlerinizden kırarak yukarıya doğru toplayın. Bu pozisyonda beliniz rahatlar ve ağrılarınız daha çabuk geçer.
73- Yan veya sırtüstü pozisyonda yatarak uyuyun. Yüzüstü yatmayın. Sırtüstü dümdüz uzanmak da doğru değildir.
74- Daha önce bel ağrısı tecrübesi yaşadıysanız testereyle odun kesmeyin. Şayet bu işlem esnasında alet takılırsa ileri ve geri doğru zorlayarak kurtarmaya çalışmayın.
75- İri cüsseli hayvanları yakalamak, yere yatırmak veya taşımak gibi zor bir işle meşgul olmak zorundaysanız tek başınıza çalışmayın. Bu işlemi birden fazla kişi beraberce yapın. İşi ehline bırakmak en iyisidir.
76- Saçınızı yıkarken öne doğru iki büklüm eğilmeyin. Yere diz çöktükten sonra dirseklerinizi küvetin kenarına dayayıp başınızı yıkayabilirsiniz. Daha da iyisi küvetin içine girip oturarak yıkanmaktır.
77- Bel rahatsızlığınız varsa kamyon, kepçe, greyder gibi belinizi sürekli sarsan iş makinelerini kullanmayın.
78- Koltukta kitap okurken sırtınız arkaya yaslanmış ve başınız dik pozisyonda olmalı. Baş ve boyun öne eğilmiş şekilde okumak beli de rahatsız eder.
79- Masaya veya herhangi bir yere dayanarak dinlenecekseniz beliniz çukur vaziyette olmasın. Kalça ve dizlerinizi bükerek kendinize daha rahat bir pozisyon verin.
80- Ayakta çalışırken ayağınızın altına alçak bir cisim çekin. Vücut ağırlığını zaman zaman bir bacaktan diğerine aktarın. Bulaşık yıkarken lavabonun altındaki dolabı açarak bir bacağınızı içeriye doğru sokarsanız rahat ettiğinizi göreceksiniz.
81- Çalışırken kendinizi aşırı yormayın. Bazen bir işten diğerine geçmek de dinlendirici olabilir.
82- Merdivenlerden inerken bastığınız basamaklara çok dikkat edin. Bazen son basamağa geldiğinizi sandığınızda bir basamak daha vardır ve siz farkında olmadan tüm vücudunuzla aşağıya doğru düşersiniz. İşte bu çok tehlikeli bir harekettir, bundan kaçının.
83- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırtüstü uzanıp dizlerinizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda iyiye gidiş yoksa doktorunuza müracaat edin. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur ancak manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda bir fikir verir.
84- Sık sık eğilip bükülmenizi gerektiren bir iş yapıyorsanız belirli aralıklarla dinlenin. Bu dinlenme esnasında da belinizi aksi yönde esnetin.
85- Bebeğinizi beşikten veya yattığı yerden alırken ona doğrudan uzanmayın. Önce dizlerinizi kırarak çökün ve bebeğe yaklaştıktan sonra kucağınıza alın.
86- Bir yaşını geçmiş çocuklarınızı kucağınıza alıp sevmek için belinizden eğilerek ileriye doğru uzanmayın. Mutlaka dizlerinizi kırarak kucaklayın ve severken de yanınıza oturtarak veya beraberce yatarak sevin.
87- Beliniz ağrıyor ve özellikle de ağrı bacağınıza vurmaya başlamış ise vakit geçirmeden uzman doktora müracaat edin. Doktor olmayan kişilerle kaybedeceğiniz vaktin bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini unutmayın.
88- Kapı veya pencereyi açarken zorlanıyorsanız bu işi yapmak üzere daha güçlü bir kişiden yardım isteyin.
89- Karın kaslarının kasılmasıyla oluşan etki disk içindeki basıncı bariz miktarda azaltır. Günlük yaşantınız esnasında çeşitli yerlerde beklerken karnınızı içeri çekerek adalelerinizi gerin ve gergin vaziyette 10’a kadar sayarak soluk almadan öylece durun. Sonra yavaş yavaş gevşeyin. Soluk tutma süresini haftalar ilerledikçe giderek artırın. Karın kaslarınız kasılmış vaziyette soluk alıp vermeye alışın.
90- Bel fıtığının en çok etkilediği alanlardan biri de kişinin cinsel hayatıdır. Bu konudaki sıkıntılarınızı doktorunuza anlatmalısınız. O size cinsel perhiz ve aktif cinsel hayatınızın ne şekilde olacağı konusunda geniş bilgi verir. Ancak ağrının şiddetini koruduğu süreçte ve akut dönemlerde cinsel perhiz uygundur. Şikayetler gerileyip kişi kendini aktif cinsel hayata hazır hissettiğindeyse çiftlerin yan yattıkları pozisyon (erkek arkada) tercih edilmelidir. Hastalığı geçirmiş olan kişinin altta bulunduğu ve belini hafif bir yastıkla desteklediği pozisyon da nispeten tavsiye edilebilir.
91- Bel rahatsızlığı geçirmiş bir kişi olarak uçak biletinizi alırken ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih ediniz. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırınız ve belinizi ince bir yastıkla destekleyiniz. Yolculuk esnasında sürekli oturmayıp ara sıra ayağa kalkarak bir miktar yürüyünüz. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyınız. Zaten valizleriniz tekerlekliyse problem olmaz. İmkan varsa sonunda sıcak bir küvete veya jakuziye girerek adalelerinizi rahatlatınız.
92- Belinizin ağrıdığı günlerde çevrenizdeki insanlardan yardım istemekten çekinmeyin. Evde eşiniz ve çocuklarınız, iş yerinde ise arkadaşlarınız rahatsızlığı atlatmanızda size yardımcı olabilirler. Arabanızı bile birkaç gün süreyle başka birileri kullanabilir. Her işi bizzat kendiniz yapmak zorunda değilsiniz.
93- Doktorunuzun verdiği ilaçları tavsiye edildiği gibi kullanmaya özen gösterin. Mide problemi veya herhangi başka bir yan etki ortaya çıkarsa doktorunuza bildirin.
94- Bel ve sırt ağrılarının bir kısmı günlük hayatta yaşanan stres, endişe, kızgınlık, kıskançlık, üzüntü ve bastırılmış öfke gibi duygular sonucunda ortaya çıkar. Devam eden bu tip duygular karşısında belirli bir çözüm ve rahatlama sağlanmazsa beyin vücudun herhangi bir bölgesinde ağrıyı başlatma komutunu sizden habersiz olarak verir. Böylece asıl meseleden kaçılarak ilgi başka tarafa çekilir. Bel de bu tip olaylardan sıklıkla nasibini alan bölgelerden biridir. Böyle bir mekanizmanın tuzağına düşmüş olan kişi minicik ağrılarını büyütür. Aslında bu şekilde çözülememiş duygusal problemlerden kaçılmaktadır. Doktora müracaat ettiğinizde yapılan tetkikler neticesinde ciddi bir hastalık teşhisi net olarak ortaya konamamışsa yukarıda anlattığımız mekanizma aklınıza gelsin. Bir taraftan asıl probleminizi bulup çözmeye çalışırken diğer taraftan telkinle hasta olmadığınıza kendinizi inandırıp “Hasta değilim!” deyiniz. Ağrılarınızın hafiflediğini hatta kaybolduğunu göreceksiniz.
95- Tedaviniz bitip yeniden iş hayatınıza döndüğünüzde faaliyetlerinizi yavaş yavaş arttırın. Hatta ilk birkaç gün yarım mesai ile yetininiz. Belinize aşırı yükleme yapmayınız. İş, aile ve sosyal hayatınızda bu kitaptaki öğütleri daima göz önünde bulundurunuz.
96- Alkol diğer birçok zararlarının yanı sıra kemik sağlığını da olumsuz yönde etkiler. Omur kemiklerindeki mineral kaybı ve sağlıksız yapı dolaylı olarak disklere etki eder. Alkol kullanmamaya özen gösterin.
97- Sigara içenlerin vücudundaki tüm hücreler yeterli oksijen alamaz. Bu olaydan kalp, akciğer ve beyin başta olmak üzere bütün organlar etkilenir. Omur kemikleri arasındaki diskler de oksijensiz ortamda daha kolay dejenere olur ve zamanla kendilerini tamir etme yeteneklerini kaybeder. Böylece bel fıtığı gelişmesi riski de artar. Sigara ayrıca öksürüğü başlatır. Öksürük ise dejenere olmuş ve zayıflamış disklerin üzerine aşırı bir basınç uygulayarak bazen bardağı taşıran son damla olabilir. Sigara içmeyin, içiyorsanız mutlaka bırakın. Gönüllü kuruluşlardan ve kendi doktorunuzdan da yardım alabilirsiniz.
98- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktur. Öyle bir bel fıtığı vardır, yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Öylesi de vardır ki fizik tedavi
ve diğer konservatif tedavi türleriyle iyileşir. Fakat bazı bel fıtığı hastaları da vardır ki mutlaka cerrahi girişim gerekir. Bu nedenle elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyi ettiğini söyleyen şahıslara inanmayın. Sağlığınızı uzman doktorlara emanet ediniz.
99- Uzman doktor yaptığı muayene ve tetkikler neticesinde sizdeki bel fıtığının cerrahi girişim gerektirdiğine karar vermiş ise ameliyattan kaçmayın. Lüzumsuz kaybedilen zamanın bazen telafisi imkansız sonuçlara yol açtığını bilin. Prensip olarak cerrahi girişim son çaredir ancak yapılan bütün konservatif tedavilere rağmen iyileşme görülmüyor ve inatçı bir ağrı varlığını sürdürüyorsa cerrahiden çekinmeyin.
100- Her yere araba ile gitmek, televizyonu bile uzaktan kumanda ile açıp kapamak, sürekli oturarak çalışmak, kilo aldıracak her türlü besini umursamadan yemek doğru bir yaşantı değildir.

Yıkama sonrası kurutulmayan ayak, sıkı çorap, dar ayakkabı ve terleme ile oluşan nem ayak mantarlarının gelişimine neden olur. Hastalık, tedavi sonrası uygun şartları bulursa tekrarlayabilir.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü doktorlarından Dr. Hasibe Özkılıç yaz aylarında sık görülen ayak mantarları ile ilgili bilgiler verdi.
Ayak mantarı nedir?
Mantar denen bir küf çeşidinin sebep olduğu deri rahatsızlığıdır. İnsanların çoğu ömürlerinde bir kez ayak mantarı geçirirler.


Sebebi nedir?
Ayak mantarına sebep olan mantarlara herkes maruz kalır. Ancak niçin bazı insanlarda geliştiği bilinmemektedir. Yıkama sonrası kurutulmayan ayak, sıkı çorap ve ayakkabılar, ılık iklim nemli bir ortam oluşturarak mantarların çoğalmasını sağlar.

Bulaşması nasıl olur?
Bulaşma genellikle terlik, çorap, ayakkabı, havlu gibi ortak kullanılan eşyalardan veya banyo, küvet, plaj, hamam ve benzeri ortak zeminlerden olabilir. Genellikle çok bulaşıcı olduğuna inanılır. Ancak aynı evi paylaşan insanlarda bile görülmeyebilir.

Görüntüsü nasıldır?
Hepsi oldukça kaşıntılıdır.

Tedavide neler kullanılır?
Krem ve spreyler ile tedavi edilir. Ciddi rahatsızlıklarda ağızdan hap tedavisi yapılır. Bazı vakalar tedaviye direnç gösterebilir.

Tedavi edilmezse ne olur?
Deri bütünlüğü bozulduğundan diğer mikroplar çatlak ve yarıklardan girerek yılancık denen hastalığa yol açabilirler.

Niçin tekrarlar?
Tedavi ile döküntü geçse bile mantarlar deride yaşamaya devam eder. Ve uygun şartlarda tekrar hastalığa yol açarlar.

Tekrarlamaması için alabileceğim tedbirler var mı?
1. Her gün ayağınızı yıkayın,
2. Ayağınızı, özellikle ayak parmak aralarınızı sürekli kuru tutun,
3. Özellikle yazın kapalı ayakkabılar giymeyin,
4. 2-3 çift ayakkabıyı dönüşümlü olarak kullanın, ayakkabı kurumadan tekrar giymeyin,
5. Pamuklu çoraplar giyin ve günlük olarak değiştirin,
6. Başkalarının havlu ve ayakkabılarını kullanmayın,
7. Mümkünse evde çıplak ayakla gezin,
8. Yazın ayakkabılarınıza mantar önleyici pudralar serpin.

Neredeyse her hastalığımızda bakılan tam kan sayımı ve tam idrar tetkiki gibi adını sıklıkla duyduğumuz testler hakkında bilgi sahibi olmaya ne dersiniz?
Birçok hastalığın teşhisinde, hastanın genel durumu hakkında bilimsel veriler toplayabilmek için istenilen kan ve idrar tetkikleri vücudumuzun genel durumu hakkında hekime tıbbi dille bilgi veren en güvenilir araçlardır.

SGOT-AST-SGPT-ALT-GGT:
Kısaltmalar ile gösterilen bu testler karaciğer fonksiyon testleri anlamına gelir. Karaciğerin etkilendiği düşünülen hastalıklarda hekim tarafından istenilir. Örneğin alkol bağımlılarında, bu testler bakıldığında istenilen değerlerin yükseldiği görülür. Fiziksel muayenesinde karaciğer ağrılı olabilir. GGT(gama-Glutamil-Transferase) olarak isimlendirilen değer böbrek, pankreas, karaciğer, safra kesesi ve prostat epitel (deri) dokusunun hücre mebranında bulunan bir enzimdir. GGT; alkol ve bazı ilaçların etkisi ile yada akut kolesistit ( kolon iltihabı), akut pankreatit( pankreas iltihabı), karaciğer nekrozu( karaciğer dokusunun kansız kalması), ve karaciğer metastazlarında artış gösteren bir enzimdir. SGOT; Karaciğer hastalıkları, kalp hastalıklarında yükselebilir. SGPT; Karaciğer hastalıkları, kalp hastalıkları ve bazı maddelerin (ilaçlar) karaciğerdeki toksik etkileri ile kandaki değeri artabilir. Tüm bu testler genellikle karaciğerden kaynaklanan hastalıkların şüphe edilmesi durumda kanda bakılan testlerdir.

HDL, LDL:
Kan kolesterol seviyesi parmak ya da kolunuzdan alınan kan örneğinden ölçülür. Bu testte total kolesterol ve iyi kolesterol (HDL) seviyeniz belirlenir. Kan testi öncesi aç olmanız ya da özel bir şey yapmanız gerekmez. Ancak bu verilerin sonucunda kötü kolesterol (LDL) seviyesinin direkt ölçümü gerekebilir, bu test için aç olmanız şarttır. Kötü kolesterol seviyesi doktorunuza kalp hastalığı riskinizle ilgili daha fazla bilgi verir ve tedaviyi belirlemede yardımcı olur.

HGB ( HEMOGLOBİN ):
100 cc kanda ne kadar demir taşıyıcı hemoglobin molekülünün bulunduğunu gösteren bir değerdir. Hemoglobin; kanda varolan oksijenle birleşmiş alyuvarlardır. Hemoglobin miktarının normal değer aralığından düşük olması anemi( kansızlık) belirtisi sayılabilir. Hemoglobin; aşırı sıvı kaybında ve Polisitemilerde yüksek çıkarken; anemilerde değeri normalden düşüktür.

HEMATOKRİT:
Kan iki kısımdan oluşur. Şekilli elemanlar ve serum olarak ikiye ayrılır. Hematokrit; kanın şekilli elemanlarının, kanın serum miktarına oranıdır. Kan kaybı fazla olan yada yoğun adet kanaması geçiren kadınlarda hemotokrit değeri düşük çıkabilir.

WBC (Lökosit):
Beyazküreler yanı akyuvarlarımızın sayısını belli eder. Kanda bakılır. Akyuvar sayısının belirlenen normal kriterlerin üzerinde çıkması vücutta enfeksiyon olabileceğinin işaretidir.

Trombosit sayısı: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan şekilli elemanlardır. Eksikliğinde kan yeterli sürede pıhtılaşmayacağı için ağır kanamalara neden olabilir. Bu nedenle trombosit değeri vücut için önemli bir bulgudur. Eksikliğinde periferik yayma denilen ikinci bir test ile trombositlerin durumu incelenir. Operasyon yada doğum gibi kanamanın fazla olabileceği uygulamalardan önce KZ ( Kanama Zamanı) ve PZ (Pıhtılaşma Zamanı) olarak adlandırılan iki test daha yapılarak kişinin kanamaya karşı direnci ölçülür. KZ ve PZ testleri parmağa batırılan lancet( steril iğne) ile çıkan kanın hangi sürede duracağı hesaplanarak yapılır.

MCV:
Tam kan sayımında önemli olan bir bulgudur.Özellikle gebelik döneminde annenin kırmızı kan hücrelerinin şekli hakkında genel ve uyarıcı bilgi verir. MCV kırmızı kan hücrelerinin çapı anlamına gelir. Talasemi gibi önemli genetik bağlayıcılığı olan hastalıkların teşhisinde tam kan sayımı içerisinde bakılabilen oldukça pratik ancak genel durum hakkında uyarıcı bilgi veren bir tetkiktir. Talasemi hastalarında MCV oranı düşük çıkar.

RBC(Kırmızı kan hücreleri):
Kanda bulunan eritrosit/alyuvar miktarıdır. Kemik iliği hastalıkları yada diğer kan hastalıklarında önemli bilgi verir.

İdrar Rengi, İdrar dansitesi, İdrar PH, İdrar Glukoz Miktarı, Lökosit Esteraz, İdrar bilirubin, İdrarda kan, İdrarda Protein:
Eskiden beri idarın renginin, vücudumuzun sağlığı hakkında bilgi verdiği iddiası, günümüzde yapılabilen ayrıntılı idrar testleri ile o zamanlarda inanılan kriterlerin doğruluğunu destekleyici yöndedir. İdrar rengi normal koşullarda berrak ve açık sarıdır. İdrarın konsatrasyonu ile bu renk koyuluğu değişebilir. İdrarın kırmızı olması idrarda kan bulunduğuna yada ürenin çok yüksek olduğuna işaret olabilir. Ancak raifampisin türevi ilaçlar idrarı boyayarak renginin değişmesini sağlayabilir. İdrar dansitesi idrar içerisinde bulunan şekilli elemanların, idrarın su kısmına oranı olarak da açıklanabilir. Akut böbrek yetmezliklerinde ve günlük tüketilen su miktarı ile idrar dansitesinde değişimler görülebilir. İdrar PH’ı; geçirilen idrar yolu iltihaplarında normal değerlerin üzerine çıkabilir. İdrar glikozu sağlıklı bir insanda negatif değerdedir. Ancak kan değerlerinde glukoz miktarının artmış olması, idrarda glukoz bulunmasına neden olabilir. Lökosit esteraz pozitifliği idrarda varolan lokositi, nitrit pozitifliği ise idradaki bakteri varlığının duyarlı olmayan göstergeleridir. İdrarda protein varlığı dikkat edilmesi gereken bir değerlendirmedir. Çok su içen yada idrara sık çıkan dilüe olmuş idrarda protein miktarı normal değerleri şaşırtıcı boyutta az çıkabilir. Bu nedenle idrarda protein miktarına genellikle 24 saat idrar toplanarak yapılır.

BUN (KAN ÜRE NİTROJEN):
Genellikle renal yani böbrekten kaynaklı problemlerde istenen bir tetkiktir. Ancak BUN değeri karaciğerde sentezlendiği ve tübüler rezabzorsiyonu da olduğu için renal fonksiyon bozukluğu yaşanmadığı durumlarda da değişimler görülebilir. Fazla protein alımı, aminoasit infüzyonu, Gastrointestinal sistem kanamaları (örneğin mide kanaması) ve kortikosteroid ve tetrasiklin türü ilaçların kullanımı da BUN düzeyini artıran nedenlerdir. Yine protein eksikliği ( malnütrisyon, çölyak hastalığı, nefrotik sendrom gibi), herhangi bir nedenle oluşmuş akut ve kronik ağır karaciğer hastalığı gibi durumlarda kan BUN düzeyler düşük çıkabilmektedir.

KREATİNİN:
Kreatinin düzeyi kas metabolizması ile yakından alakalı bir değerdir. İlerlemiş böbrek fonksiyon hastalıklarında kreatin miktarı iki katına çıkabilir. Bu tür durumlarda 24 saat biriktirilen idrarda yapılan kreatinin klirens hesaplamaları renal fonksiyonlar hakkında bize bilgi verilebilir. Ancak kreatinin miktarının yüksek olması sadece böbrek fonksiyon bozukluklarında ortaya çıkmaz. Ağır spor yapan sporcularda kas metabolizmasının hızlı olması nedeniyle kreatinin düzeyi de yüksek çıkabilir. Serum kreatinin denilen ve kanda bakılan kreatinin miktarı genel anlamda renal fonksiyonumuzun ne durumda olduğu hakkında bilgi verir. Yapılışı ve tam kan tetkiki ile birlikte istenilmesi genel bir değerlendirme açısından oldukça pratiktir.

Yaz günlerinin vazgeçilmez içeceklerinin başında gelen ayran, içeriğindeki yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkisiyle kanserin başlangıcını önlüyor ve tümör hücrelerinin gelişimini geriletiyor.
Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni Ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, sıcak yaz günlerinde, vücudun ter yoluyla kaybettiği su ve mineralin yerine konması açısından büyük önem taşıyan ayranın, sağlık açısından son derece yararlı bir içecek olduğunu söyledi.
MİNERAL VE VİTAMİN DEPOSU
Ayranın, hayli zengin bir içeriğe sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Tayar, kalsiyum ve potasyum içermesi nedeniyle özellikle kemik ve dişlerin oluşumuna olumlu etki yapan ayranın ayrıca, A, B12, D, B2 ve B6 vitaminleri ile protein deposu olduğunu kaydetti.

YAN ETKİSİZ
Prof. Dr. Tayar, ayranın bugüne kadar hiçbir olumsuz etkisinin saptanmadığına işaret ederek, şöyle konuştu: Ayran, özellikle içeriğinde bulunun yoğurt bakterileri sayesinde, çok önemli bir içecektir. Yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkileri araştırmalar sonucunda ortaya konmuştur. Bu araştırmalarda, özellikle yoğurt bakterilerinin kanser başlangıcını önlediği ve tümör hücrelerinin gelişimini geriletiği saptanmıştır. Yoğurt bakterileri taşıyan ayran ayrıca, kolesterol miktarını azaltmasının yanı sıra, toksik maddelerin nötralizasyonunu da sağlar.

YAZ İÇİN İDEAL
Ayranın, vücudun sıvı dengesinin korunması açısından da önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tayar, yaz aylarında aşırı sıcaklar nedeniyle kaybedilen sıvının, yine mutlaka sıvı tüketimiyle geri kazanılması gerektiğini ve bu sıvının sodyum ve klorür iyonları açısından zengin olmasının büyük önem taşıdığını kaydetti.
Prof. Dr. Tayar, ayranın elektrolit yönünden oldukça zengin bir içecek olduğunu belirterek, Bu sebeple, yaz aylarında bolca ayran tüketmeliyiz. Ayran ayrıca, bağırsak florasının stabilitesini artırıyor ve düzenliyor. Sindirim sistemindeki olumsuzlukların giderilmesine yardımcı olur. Birçok sindirim bozukluğu üzerinde tedavi edici etki yapar. Vücudun sıvı akışını dengelemek ve normal kan basıncını sağlamak için gerekli olan potasyumu sağlar dedi.

Toplardamarların genişlemesine ve şişmesine varis denir. Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varis, yalnızca estetik açıdan değil, sağlık açısından da önlem almayı gerektirir.
Bu durum damarların deri yüzeyinde görünür hale gelip morarması ile kendini gösterir. Ayak bileklerinde şişlikler oluşabilir. Uzun süre ayakta kalındığında bacaklarda ağrı ve karıncalanma hissedilir.
Normalde atar damarlar tarafından hücrelere kadar taşınan oksijenli kan, kullanıldıktan sonra ven adı verilen toplar damarlar tarafından kalbe taşınır. Her organın kendine ait, kirli kanı taşıyan bir toplar damarı bulunur. Hepsinde olmasa da genelde bu damarlarda kanı kalbe doğru yönlendiren ve geri kaçmasını engelleyen kapakları var.
Vücudun tüm yükünü taşıyan bacaklardır. Kanın yerçekimine karşı ayak parmaklarından başlayarak yukarı doğru kalbe geri dönmesi, bir nehirin tersine akması kadar zor. Atardamarlarda kanı pompalayan kalptir. Bu görevi bacaklarda kas pompası adını verdiğimiz baldır adeleleri üstlenir. Özellikle dizaltındaki baldır adeleleri yürürken kasılarak kirli kanın büyük kısmını taşıyan kaslar arasındaki iç toplar damarları sıkıştırarak kanın kalbe doğru ilerlemesini sağlarken, kapaklarda kanın geri kaçmasını engeller.
Tıpta kronik venöz yetmezlik adı verilen varisler (özellikle bacaklarda) bu mekanizmanın bozulması sonucunda toplar damarların belirginleşerek, genişlemesi ve kıvrımlaşmasıdır.
Varisler tedavi edilmezse başka sorunlara yol açar mı?
Varis tedavi edilmezse ciltte çeşitli ödemlere sebep olabilir. İlerleyen varis kan dolaşımında da önemli problemlere yol açabilir. Bu yüzden varislerin ilerlemesine engel olmak gerekir.

GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?
Türkiye’de bu konuda bir rakam yok. ABD’de varis sıklığı yüzde 27 olarak bildiriliyor. Sadece varis yaralarının tedavisi için bu yılda 1 milyar dolar dolayında para harcanıyor.

AİLESEL YATKINLIKTAN SÖZETMEK MÜMKÜN MÜ?
Ailesel yatkınlık varisin en önemli nedeni. Ayakta fazla kalmanın yanında hareketsiz uzun süreli oturmayı gerektiren işler de varise neden olabilir. Bunun yanında şişmanlık ve yaşlılık da risk faktörleri arasındadır. Hamilelik sırasında aşırı kilo alımı ve hormonal değişiklikler de varisin oluşmasında etkilidir.

KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLMESİNİN DENENİ NEDİR?
Kadınlarda daha sık rastlanmasının nedeni hormonal etkenlerin yanında, gebelikler ve uzun süre kullanılan doğum kontrol ilaçlarıdır.

VARİS SORUNU İÇİN NELER YAPMALI?
Uzun süre ayakta durmayı ya da oturmayı gerektiren işlerde çalışan kişilerin (özellikle kadınların), fırsat buldukları her an ayaklarını yukarı kaldırarak dolaşımlarını rahatlatmaları önerilir. Bunu yapamadıkları zamanlarda ise ayaklarını ileri-geri hareket ettirerek baldır kaslarını çalıştırmaları gerekir.
Özellikle yürüyüş ve yüzme gibi sporlar varislerin gelişimini önlemede önemli bir role sahiptir.
Her fırsatta bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzatıp dinlenmeye gayret edin. Mümkün olduğunca hareketli bir yaşam tarzını benimseyin.

KAÇINMALARI GEREKEN DAVRANIŞLAR?
Varisten korunmak için uzun süre hareketsiz oturmaktan ve ayakta kalmaktan kaçınmak, düzenli olarak egzersiz yapmak, kilo almamaya dikkat etmek ve sigara, alkol tüketimini azaltmak gerekir.
Çok sıcak suyla banyo yapmak da varislerin ilerlemesini hızlandırır. Bu nedenle kaplıca, sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durmak büyük önem taşır.
Dar pantolonlar da zararlıdır.
Baldır kaslarını çalıştırdığı için yüzmek iyi gelir. Ancak sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, sıcak kum ve güneşten uzak durulmalıdır.
Her akşam yatmadan önce bacaklara soğuk suyla yapılan duş masajı ve sırtüstü yatar vaziyette bisiklet çevirme egzersizi ertesi gün için rahatlık sağlar. Ayrıca yatağın ayak kısmını mümkünse yüksektmek gerekir.

TEDAVİ NASIL YAPILIR?
Varis tedavisinde yıllardır uygulanan varis çorapları güncelliğini hala yitirmedi. Ailesinde varis bulunan ya da yukarıda belirtilen risk faktörlerini taşıyan kişilerin en azından koruyucu düzeyde, düşük basınçlı varis çorabını günlük yaşamlarında kullanmaları tavsiye edilir. (Sabah yataktan kalkmadan, ayaklar yukarı kaldırılarak dinlendirilmeli ve bu konumdayken çoraplar giyilmeli. Ancak yatarken çıkarılmalı.)
Varis tedavisinde çok değişik yöntemler var. Artık yara oluşmuş olgularda tedavi çok komplekstir. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, yeniden varis oluşumu özellikle ailesel yatkınlık olan hastalarda sözkonusudur.
Son yıllarda lazer yöntemi ile varis tedavisinde büyük gelişmeler kaydediliyor.

Belçika’da tıp otoritelerinin gerçekleştirdiği bir uygulama kanser tedavisi gören ve anne olmak isteyen binlerce kadın için umut ışığı olmaya aday.
Kanser tedavisi yüzünden erken menopoza giren Belçikalı bir kadının yumurtalık nakliyle hamile kalmasıyla, Belçikalı doktorlar tıp tarihine geçmeye hazırlanıyor.
İngiliz basınında geniş yer bulan habere göre, 32 yaşındaki söz konusu kadına yedi yıl önce lenf kanseri teşhisi konulmuş ve tedaviye başlanmadan önce yumurtalığın dış tabakası alınarak dondurulmuştu. Tedavi nedeniyle menopoza giren kadına, iyileştikten sonra, dondurulan yumurtalık dokuları yeniden nakledildi. Yumurtalık dört hafta sonra normal işlevini yerine getirmeye başladı.
Tekrar adet görmeye başlayan ve nisan ayında doğal yollarla hamile kalan kadın, ekim ayında bir kız bebek dünyaya getirecek.
Bu gelişme kanser tedavisi gören pek çok kadına umut verirken, menopozun da by-pass edilmesi anlamına geliyor.
Kadınların bu yöntemle 70 yaşında dahi hamile kalması mümkün görünüyor.

Mantar enfeksiyonlarının büyük çoğunluğu giysi paylaşımı, duşlar, havuz, sauna, hamam gibi yerlerde çıplak ayakla dolaşma ve sağlıksız koşullarda yaptırılan ayak bakımları ile oluyor.
Memorial Hastanesi Cilt Hastalıkları Bölümü’nden Dermatolog Dr. Hasibe Özkılıç özellikle yaz aylarında artan mantar hastalıklarının oluşumu ve bu hastalıktan korunma yöntemleri hakkında bilgiler verdi.
Sağlıklı insan derisi 5.5 civarındaki PH değeri ile mantar enfeksiyonlarından korunur. Bu değerdeki bir bozulma, yani PH (asidite) nın nötr veya bazik tarafa doğru kayması fırsatçı mantar enfeksiyonlarının yerleşmesine yardımcı olur.
Mantar enfeksiyonlarının büyük çoğunluğu için, PH bozukluğu, nemlenme ve vücut ısısı uygun yaşama ortamını oluşturur. Enfeksiyonun oluşmasını engelleme açısından banyo sıklığının artırılması yardımcı olur. Yaz aylarında 2 kez, kışın yapılan tek duş bu anlamda deri sağlığının korunmasında çok önemli rol oynar.
İnsan derisinin asiditesinin bozuk olduğu doğal açıklıklar mevcuttur. Kol altı, kasık bölgesi, ayak parmak araları ve tabanı gibi bu bölgelerde sıklıkla mantar enfeksiyonuna rastlanır. Bunun haricindeki deri bölgeleri ve saçlı deride ortaya çıkan mantar enfeksiyonlarında deri direncinde bir azalma, mantar suşunun becerisi de göz önüne alınarak ciddi sistemik tedaviler önerilir.
Yüzeyel ve derin mantar enfeksiyonlarında dermatolog tarafından tanı konması oldukça kolay olmakla birlikte bazen mantarlı malzemenin mikroskopta direkt incelenmesi veya kültürünün yapılmasına ihtiyaç duyulur.

TEDAVİ
Kol altı, kasık ve ayak mantarlarında verilen 2-3 haftadan kısa tutamlayan yerel tedaviler oldukça etkilidir.
Mantar sporlarının ayakkabı derisinde 5 yıl kadar canlı kaldığı tespit edilmiş olduğundan, bu tedavilere giyim dezenfeksiyonun ilavesi hastalığın tekrar etme riskini azaltır.
Vücut ve saçlı deri mantar tedavilerinde sistemik (ağız yolu ile ilaç alımı) preparatlar seçilere 5-8 hafta kullanılır. Bu preparatların hemen hepsi karaciğerden metabolize olmaları tedavinin hekim tarafından takibini gerektirir.
Tırnak mantarlarında lokal tedavi çok uzun süreli kullanım gerektirdiğinden gerek hekim gerek hasta tarafından son zamanlarda aralıklı sistemik tedaviler tercih edilmektedir. Tedaviler tırnakların büyüme hızı ile paralel gitmekte olup, bu hız ayak baş parmak tırnağında 18 ay diğer parmaklarda 12 ay, el tırnaklarında ise 8 ay civarındadır.

BULAŞMA YOLLARI
Oldukça yaygın görülen yüzeysel mantar enfeksiyonları, sırt, boyun, göğüs gibi bölgelerde yerleşir. Sıklıkla genel duşlar, havuz, sauna, hamam ve kirli plajlardan bulaşır.
Genç insanların giysi paylaşmaları da enfeksiyonun yayılmasına yardımcı olur. Havalanmadan uzun süre giyilen spor ayakkabılar, misafir terliklerinin çok kişi tarafından kullanımı, ayakkabıcılarda, yazlık ayakkabıların aynı tekinin çıplak ayakla birçok kişi tarafından denenmesi, havuz kenarlarında çıplak ayakla dolaşma, sağlıksız koşullarda yaptırılan ayak bakımlarının ayak ve tırnağı mantarlarının bulaşmasında etkili olduğu bilinir.

Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ), Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Faruk Öztürk, güneş gözlüğünün aksesuar değil, göz sağlığı için gerekli bir araç olarak kabul edilmesi gerektiğini söyledi.
Doç. Dr. Faruk Öztürk, güneş gözlüğünün ultraviyole filtreli, kaliteli, ışığı kıran kaplamalı, yüz yapısına uygun çerçeveli olmasına özel gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Öztürk, uzun süre güneşte kalmanın gözdeki bazı dokularda hasara yol açtığını ifade etti. Güneş ışığına doğrudan bakmanın görme tabakasına ciddi boyutlarda zarar verdiğini belirten Öztürk, şöyle dedi: “Güneş gözlüğü aksesuar olmaktan çok, göz sağlığı için gerekli bir araç olarak kabul edilmeli ve sağlık malzemesi olarak kullanılmalıdır. Güneş gözlüğü, sadece gözü fazla ışıktan korumak için değil, zararlı ultraviyole ışınlarını önlemek için de kullanılmalıdır. Ultraviyole ışınlarına karşı koruma filtresi olmayan güneş gözlükleri, özellikle yaz aylarında gözler için büyük tehlike oluşturmaktadır. İşportadan alınan güneş gözlükleri, gözlere yarardan çok zarar verir. Gözlüklerin belirli bir standardı ve kalite belgesi olması gerekir. Her güneş gözlüğü, ultraviyole ışını tutmaz.”
Öztürk, güneş gözlüğünün ultraviyole filtreli, kaliteli, ışığı kıran kaplamalı, yüz yapısına uygun çerçeveli olmasına özel gösterilmesi gerektiğini de söyledi.

Kalp-damar hastalarınınn yaz aylarında daha dikkatli olmaları gerekiyor. Sıcak hava, yanlış tatil anlayışı ve yanlış beslenmeyle birleşince kalp krizlerine zemin hazırlıyor.
VKV Amerikan Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Şefi Dr. Genco Yücel, kalp-damar sağlığı açısından yaz aylarında alınması gereken önlemleri anlattı.
Tatil, kişilerin iş hayatları veya normal rutin hayatlarının dışında bir takım şeyler yaparak kafalarını, vücutlarını dinlendirmeleri üzerine kurulu bir zaman dilimi, hemen hemen hepimizin, çalışan herkesin ihtiyacı olan bir şey... Ancak yazın diğer mevsimlerden en önemli farkı, sıcaklık derecesi. Sıcaklığın kalp-damar hastalıkları açısından önemli olan yanı ise vücutta yarattığı tuz ve sıvı kaybı. Aşırı sıcak ve beraberindeki sıvı kaybı nedeniyle kalp daha fazla çalışır ve daha fazla enerji harcamak zorunda kalır. Böyle olduğu için kalp-damar hastaları yaz aylarında sorunlar yaşarken, kalpteki bir takım bilinmeyen problemler de su yüzüne çıkar. Normal zamanlarda, yani, tatil dışı veya yaz öncesi veya sonrası olmayan alışkanlıklar; yemede, içmede, aktivitelerde görülür.
Bir örnekle anlatırsak bütün kış boyu yatan, oturan, yiyen, içen, düzgün kontrolleri yapılmayan insanlar yaz sıcağında, sağlıklı yaşam adına egzersiz yapmaya başlarlar. Plajlarda futbol, voleybol gibi etkinlikler yaparlar böylece aslında varolan ama kişi kendini rahat hissettiği için bilinmeyen kalp hastalıkları ortaya çıkar.
Sıvı ve tuz kaybının yaratacağı sorunlarla aslında herkes karşı karşıyadır. Ancak kalp hastalıkları açısından yaz sıcaklarının yarattığı tuz-sıvı kaybı, kalp-damar sorunu, kalp yetmezliği, kalp krizi hikayesi olanlar için başka bir önemi vardır. Sıcağa bağlı tuz kaybıyla beraber tansiyon düşmeleri ve su kaybı olduğu için kalp-damar hastalarının kullandığı bazı ilaçların dozları da fazla gelmeye başlayabilir.

YAZ TATİLİ VE KALP-DAMAR SAĞLIĞI
Yaz mevsimi tatil demek. Bu tatil zamanını sağlıklı bir şekilde geçirmek için planlı, programlı davranılmak gerekir.
Tatil anlayışımızda da yeme-içmenin özel bir yeri var.
Öğlenleri içilen alkol, ahbaplar, dostlar, akrabalarla beraber tüketilen yemeklere tatil dönemlerinde daha çok vakit ayrılır. Sıcakta damar sistemimizde özellikle derideki damar sistemimizde genişleme olur. Bu genişleme sayesinde terler ve sıvı kaybederiz. Vücudun fazla ısınmaya karşı kullandığı bu dengeleme sistemi ile vücut ısısının artışı, (bir anlamda motorun su kaynatması) önlenir. Alkolde benzer bir etki ile sıvı kaybını arttırır. Alkol alanlar fazlaca sıvı kaybederler. Bu da sıvı kaybını ikiye katlar. ( Bir başka deyişle motorda su kalmaz.) Sonuçta bu faktörler yüklü yemekler ve hareketle beraber kalbin çalışmasını ve enerji ihtiyacını arttırır. Kalbin enerjisini koroner damar dediğimiz, kalp damarları sağlar. Bunlarda kalbin fazla yüklenmediği zamanlarda rahatsız etmeyen darlıklar, enerji ihtiyacının artması ile rahatsızlık vermeye başlarlar ve buda kalp sorunlarına gidiş demektir.

KALP-DAMAR HASTALARI VE YAZ
Kalp-damar hastalığı açısından hastaları iki ayrı grupta inceleriz. Bu iki grup kabaca şikayeti olanlar ve olmayanlardır.
Göğüs ağrısı ve benzeri şikayetleri olanlar vakit geçirmeden doktora başvurmalı ve gerekli muayene ve tetkiklerden geçirilmelidirler.
Şikayeti olmayanlardan otuzbeş yaşın üstünde olanlar senede en az bir kere doktor kontrolünden geçmelidirler. Kalp hastalığı açısından risk grubundakilerin bu yıllık kontrollere daha fazla önem vermesi gerekir.
Risk grubuna ellibeş yaş üstündeki erkekler, menapoza girmiş kadınlar, özellikle ailelerinde kalp hastalığı, kalp krizi öyküsü olanlar girer. Buna ilaveten, şeker hastalığı, tansiyon problemi, kolesterol problemi, kilo fazlası olan insanlar da risk grubundadır. Ayrıca bir kişi geçmişte beyin felci, bacaklarda damar tıkanması gibi, damar hastalığı problemleri yaşamışsa bunlarda da kalp damar hastalığı varlığı riski düşünülmelidir.Bu kişiler eğer yıllık düzenli kontrollerini yapmıyorsa mutlaka tatil öncesi kontrolden geçmelidirler. Kontrol çoğunlukla, kişinin doktorunun uygun gördüğü EKG, Eforlu test, Ekokardiyografi gibi, temel kalp testleri, ve laboratuar tetkikleri içeren bir muayeneyi içerir.
Kalp krizi geçirmiş olanlar, kalp yetmezliği ve yüksek tansiyon hastalarının kullandığı ilaçlar, hastanın doktoru tarafından yaz aylarına göre düzenlenir. Yaz gelince güzel havalar, deniz kenarında olmak, aile ve arkadaşlarla bir arada geçirilen keyifli saatler yukarda da belirtildiği gibi kalp-damar hastaları için pek çok tuzağı da beraberinde getirir. Sıcak, sıvı-tuz kaybı, ilaçların etkisini arttırır, bir başka deyişle doz fazla gelmeye başlayabilir.
Şeker hastaları da belli bir diyet uygulamak zorunda olan ve bu diyet çerçevesinde ilaç kullanan insanlardır. Yazın sıvı kayıpları artacağından şeker hastalarının sıvı alımlarını üst düzeyde tutmaları lazımdır. Şeker hastalarının da yaz aylarında ilaç dozlarında değişiklik yapmaları gerekebileceğinden mutlaka doktorlarına tatil öncesi danışmalıdırlar.

NELERE DİKKAT ETMELİ?
Sıvı kaybına dikkat; Öncelikle sıvı kaybına dikkat etmeli.Sıvı kaybını artıracak şeylerden kaçınmalı. Alkol, çay ve kahve kullanımıda aşırıya kaçmamalıdır. Sıcak havalarda aşırı aktiviteden kaçınmak gerekir. Giysiler de mevsime uygun olmalıdır. Açık renkler, ince, pamuklu, bol, havadar, hafif giyecekler seçilmelidir. Bol sıvı alınmalı ve sıvı ihtiyacı alkollü, gazlı, sodalı içecekler yerine su ve ayran gibi içeceklerle karşılanmalıdır. Güneş ışınlarının direkt olarak geldiği öğle saatlerinde dışarı çıkmaktan da kaçınmalıdır. Çıkılacaksa şapka kullanılmalı ve yukarda yazılan tavsiyelere uyulmalıdır.
Aslında bu kurallar sadece kalp hastaları değil herkes için geçerlidir.
Bunlara ilaveten ilaç tedavisi gören kalp hastaları baş dönmesi, halsizlik gibi bir şikayetleri olduğunda ilaç dozlarının ayarlanması gerekebileceğinide akıllarından çıkarmamalılar.
Beslenmeye dikkat; Aşırı yağlı, midenin çok fazla çalışıp vücuda yük getirebileceği besinlerden kaçınmalıdır. Özellikle gündüz saatlerinde ağır yemeklerden uzak durulmalı ve hafif bol sıvı içeren taze sebze, meyveden zengin, fazla yağ yükü olmayan yiyecekler seçilmelidir.
Yemeklerde özellikle gündüzleri alkol kullanımına çok dikkat etmelidir.
Harekete dikkat; Sıcak havalarda spor yapılacaksa sabah erken veya akşam saatleri tercih edilmelidir. Sıvı replasmanına, sık ve yeterli oranlarda sıvı almaya çok dikkat edilmelidir.

KALP KRİZİ NİÇİN ÖNEMLİDİR?
Dünyada ve ülkemizde en sık ölüm sebebi kalp krizidir. Bu problemi olduğunda tedavi etmektense olmasını önlemek tıp adamlarının birincil görevidir. Yukarda sıralanan bazı faktörlerle yaz aylarında problemler olabileceğini tekrar vurgulamakta fayda var.

KALP KRİZİ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kalp krizinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Şiddetli bir ağrı değilse de göğüsün orta yerinde sıkıştırır tarzda veya baskı tarzında çok rahatsız edici bir his diye tanımlanabilir. Bu ağrı kişiden kişiye değişen subjektif bir tecrübedir. Göğüs ağrısı çeneye, sol kola doğru uzanabilir. Bazen sırta vurabilir. Beraberinde nefes darlığı çarpıntı hatta bayılma hissi gibi sıkıntılar da olabilir. Bu ağrı özellikle egzersizle geliyorsa kalbi düşündürür. Egzersizle başlayan bu his egzersiz yapmadan da gelmeye başlarsa kesin alarm demektir. Göğüs ağrısına bulantı-terleme gibi bulgular eşlik ediyorsa derhal bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Ancak her göğüs ağrısı kalbe bağlı değildir. Bu satırları okuyanlar haklı olarak korkacaktır. Yapılan istatistikler göğüs ağrılarıyla kliniklere başvuranların içinde yüzde otuzun da altında kalan bir oranda kalp hastalığı teşhisi konulduğunu gösteriyor.

KALP-DAMAR HASTALIKLARINDAN KORUNMA
Korunma için öncelikle sigara içmeyi kesmeli ve kilo vermelidir. Şeker hastalığı yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol problemi varsa, bunlar kontrol altına alınmalıdır. Tansiyon problemi olanların “Tansiyonum yüksek ama beni rahatsız etmiyor” diye düşündüğünü sıkça görüyorum. Unutulmamalıdır ki; yüksek tansiyon rahatsız etsin etmesin mutlaka tedavi edilmelidir.
Bu sayfalarda ilaç tedavisi ile ilgili birşeyler yazılması yanlış olur. Bu bilgiler mutlaka doktorunuzdan alınmalıdır. Ancak sıkça sorulan vitaminler ve benzeri katkı ilaçları ile ilgili sorulara değinmek gerekirse; kalp damar hastalığı açısından B vitamini faydalıdır. Sanılanın aksine A, C, D , E gibi vitaminlerin kalp-damar hastalıklarında koruyucu olduğu gösterilmemiştir. Kalp-damar hastalıklarından korunmada halk arasında balık yağı olarak anılan O**** asitlerinin de kalp hastalığından ölüm oranını düşürdüğü bilimsel olarak gösterilmiştir. Magnezyum, selenyum gibi bazı minerallerin de korunmada etkili olduğu iddia edildi ancak faydaları bugüne kadar kanıtlanmış değildir.
Bilimsel çalışmalar bira, şarap, viski gibi mayalı içkilerin kalp damar sağlığı açısından faydaları olduğunu gösteriyor. Kadınlar için günde maksimum bir birim (kadeh ya da duble), erkekler içinse iki birim alkol almanın kalp sağlığı açısından yararlı olabileceği gösterilmiştir. Yanlış anlaşılmasın içmeyenlere gidin alkol kullanmaya başlayın gibi bir tavsiyede bulunmak doğru değildir. Kalp doktoru olarak bira, şarap ve viski kalbe iyi geliyor diyebilirim ama başka organlara olan zararı göz önünde tutulmalıdır.
Bazı insanlar vitamin, aspirin alarak, balık yağı kullanarak her şeyi engelledikleri kanısına kapılıyorlar. Öncelikle sigara, fazla kilo, yüksek tansiyon, şeker, kolesterol gibi problemlerin halledilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Bunları yapmadan vitaminden aspirinden medet ummak, bilimsel olarak kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımaz.

KALP HASTALARI DİKKAT!
Tuz ve sıvı kaybı hayatınızı tehdit eder;
Bol sıvı alın.
Sıcakta aşırı efor sarf etmekten kaçının.
Yağlı, ağır yemekten, sıcakta alkol almaktan kaçının.
Yaza uygun giyinin.
Tatile çıkmadan önce doktor kontrolünden geçin.
İlaçlarınızın dozajlarının ayarlanması gerekebileceğini unutmayın.
Göğüste ağrı, aşırı terleme ve bulantı gibi belirtiler yaşıyorsanız derhal bir sağlık kurumuna başvurun.

Korunmak için
Sigarayı bırakın.
Kilo verin.
Düzenli spor yapın.
Tansiyon, kolesterol ve şeker hastalığınız varsa mutlaka doktor kontrolünde tedavinizi aksatmayın.

Yaz aylarında aşırı yağlı, midenin çok fazla çalışıp vücuda yük getirebileceği besinlerden kaçınmak gerekiyor. Özellikle gündüz saatlerinde ağır yemeklerden uzak durulmalı ve hafif, bol sıvı içeren, taze sebze ve meyveden zengin, fazla yağ yükü olmayan yiyecekler seçilmelidir. Sıvı kaybını artıracak alkol, çay ve kahvede aşırıya kaçmamak, güneş ışınlarının direkt olarak geldiği öğle saatlerinde güneş altında kalmaktan, aşırı aktiviteden kaçınmak gereklidir. Özellikle öğle saatlerinde dışarıya çıkmak gerekecekse de açık renkler, ince, pamuklu, bol, havadar, hafif giyecekler seçilmelidir.

Hijyeni sağlanmayan yüzme havuzları, birçok enfeksiyonel hastalığa neden olabilir.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Aytekin, havaların ısınmasıyla daha çok tercih edilmeye başlanan yüzme havuzlarının, temizliğe dikkat edilmemesi durumunda sağlık açısından çeşitli riskler taşıyabildiğini söyledi.
Havuzların, durağan sular olması nedeniyle kolaylıkla kirlenebildiğine, temizliğe dikkat edilmeyen havuz sularıyla bulaşan birçok enfeksiyonel hastalık olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hamdi Aytekin, “Örneğin göz, kulak, burun, boğaz iltihapları, havuzlardan geçen mikroplarla kolaylıkla oluşabiliyor. Havuz suyu hijyenik değilse, ağıza girmesiyle hepatit A ve bağırsak hastalıklarına yok açabiliyor” dedi.
Sağlık sorunlarının önüne geçebilmenin yolunun havuz suyunun mutlaka klorlanmasından geçtiğini anlatan Aytekin, bu tarz rahatsızlıklarla karşılaşmamak için havuz ve kişisel temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini kaydetti. Aytekin, şöyle konuştu: “Kişisel temizlik de çok önemlidir. İnsanlar, havuza girmeden önce mutlaka sabunlu bir duş almalıdır. Vatandaşlar (nasıl olsa havuza gireceğim) diyerek buna özen göstermiyorlar, ama bu çok yanlış. Kişinin evde duş almış olması önemli değildir. Havuza girecek kişi, mayosunu giydikten sabunlanıp, daha sonra ayağını klorlu suya basarak havuza girmelidir. Havuz kenarlarında insanların duş alabilecekleri kabinler bulunmalıdır. Bu tarz tesisatların olmadığı havuzlarda enfeksiyonel hastalıklar kolaylıkla bulaşabilir.”

YÜZME HAVUZLARI VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Bursa Sağlık Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şube Müdürü Yusuf Ziya Leventoğlu da, yüzme havuzlarından insanlara, tifo, paratifo, dizanteri, göz, kulak, burun, boğaz enfeksiyonları ile mantar, uyuz, impetigo gibi deri hastalıklarının bulaşabildiğini bildirdi. Bu gibi hastalıklara maruz kalmamak için, havuz suyunun 0.8 mg/L düzeyinde klorlanması gerektiğini vurgulayan Leventoğlu, klor seviyesinin 0.4 mg/L’nin altına düşürülmemesinin önemli olduğunu vurgulayarak, “Açık havuzlarda her gün, kapalı havuzlarda gün aşırı, havuz dibi emici süpürge ile havuz duvarındaki lekeler de klorlu suyla ovularak temizlenmelidir. Havuz üzerinde biriken kirler, bekletilmeden temizlenmelidir” dedi.
Leventoğlu, havuz suyunun filtre sistemiyle temizlenmesinin önemine değinerek, havuzun temizliği kadar havuz çevresinin temizliğine de mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.
Havuz çevresinin her gün yıkanması ve haftada bir gün de klorlu suyla fırçalanarak temizlenmesinin önem taşıdığını ifade eden Leventoğlu, şunları kaydetti: “Duşlar, tuvaletler, lavabolar, oturma yerleri, sıralar klorlu suyla yıkanmalı. Havuza girme kurallarına uyulmalıdır. Ayak enfeksiyonu, deri lezyonu, çıban, göz iltihabı, kulak akıntısı, güneş yanığı, zührevi hastalığı veya herhangi bir bulaşıcı hastalığı olanlar kendi sağlığı ve toplum sağlığı için havuza girmemelidirler. Havuz kenarlarında yiyecek yenmemeli ve sigara içilmemelidir. Uzun saçlılar bone kullanmalıdır. Suya tükürülmemelidir. Havuz bölgesine ayakkabıyla veya dışarıda giyilen terliklerle girilmemelidir.”

Durgun hava ve aşırı nemin yol açtığı termal stres, daha çok kıyı kentlerinde yaşayan kişilerde görülüyor.
Termal stres, nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, zihinsel yorgunluk, çabuk sinirlenme, geç algılama ve bitkinlik olarak belirti veriyor. Uzmanlar, aşırı nemli ve bunaltan sıcaktan korunmak için bol su tüketimine karşı yağ ve şekeri azaltılmış, sebze ve meyveye ağırlık veren hafif bir beslenmeyi ve alkolden uzak durmayı öneriyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, yaz mevsimi ile birlikte sıcaklığın artmasının insan sağlığını hissedilir ölçüde olumsuz etkilediğini söyledi. Tayar, durgun hava ve aşırı nemin insan vücudunda “Termal stres” adı verilen bir durum yarattığını belirterek, insanı rahatsız eden bu durumun daha çok kıyı kentlerinde yaşayan kişilerde görüldüğünü kaydetti.

BELİRTİLERİ
Termal stresin, sıcak ortamlarda kalan insanların vücutlarında biriken ve dışarı atılamayan ısıdan rahatsız olmaları sonucunda ortaya çıktığını anlatan Tayar, “Nefes almada güçlük, baş ağrısı, baş dönmesi, zihinsel yorgunluk, çabuk sinirlenme veya geç algılama, bitkinlik gibi bulgularla kendini belli eder. Termal stresin nedeni, havada yoğunlaşan rutubettir” dedi.
İnsanların normal olarak 24 derecelik bir sıcaklıkta yüzde 40 ile 60 arasında değişen bir rutubet oranından rahatsız olmadığını ifade eden Tayar, ancak havadaki nem oranı yükseldikçe, kişinin vücut ısısını sabit tutmak için terleme yoluyla ısı kaybetmesinin zorlaştığını, bunaltıcı sıcakların getirdiği aşırı terlemenin, sıvı kaybını daha da artırıp termal stresin oluşturduğu bıkkınlık ve bezginliği çoğaltığını vurguladı. Sıcak havalarda vücudun daha çok sıvı kaybettiğine işaret eden Tayar, şöyle konuştu:
“Vücut, sıcakta terleyerek, su atıp serinlemeye çalışır. Aşırı miktarda su kaybedilmesiyle oluşan durum giderilmezse, kişiyi ölüme götürebilir. Bunun üstesinden gelmek için vücudun, kaybettiği sıvı ve minerali tekrar kazanması gerekmektedir. Bu suyun yerine konulması, vücut sağlığı açısından büyük önem taşır. Özellikle bebekler ve çocuklar güneşe çıktıktan sonra değil, mutlaka güneşe çıkmadan önce bol bol su içmelidirler. Bu nedenle yaz aylarında kışa göre daha fazla mineral içeriği zengin sulardan içmek gerekir. Ancak içilen suyun sağlıklı olması büyük önem taşır. Sağlıklı olup olmadığı bilinmeyen sular içilmemelidir.”

HAFİF BESLENME
Aşırı nem ve bunaltan sıcağa karşı yağ ve şekeri azaltılmış, sebze ve meyveye ağırlık veren hafif bir beslenme uygulamanın ve alkolden kaçınmanın önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tayar, vücudun ter yoluyla kaybettiği su ve minerallerin tuzlu ayran ve bol su içerek geri kazanılabileceğini bildirdi. Bu havalarda taze ve sindirimi kolay besinlerin tercih edilmesi gerektiğini anlatan Tayar, şu tavsiyelerde bulundu:
“Canınız çekmese bile kahvaltı, öğle yemeği ya da akşam yemeğini asla atlamayın. Sabah kahvaltısında, gün boyu gerekli enerjiyi sağlayacak karbonhidratlı besinler alın. Kahvaltı ile akşam yemeği arasını kesinlikle boş geçirmeyin. Yemeği dışarıda yiyecekseniz, emin olmadığınız takdirde balık ve tavuk eti yemekten kaçının. Sıcakta kolaylıkla bozulabilen bu besinlerden zehirlenme ihtimali yüksektir. Ayrıca, çabuk bozulabilen yumurta ve yumurtalı gıdalardan da uzak durmakta yarar var. Alkol, çay, kahve, kola gibi içeçekler su kaybına sebep oluyor. Bu tür içecekler, sanıldığı gibi serinletmek yerine, tam tersi vücudun daha da fazla su kaybetmesine yol açmaktadır. Az yemek yiyin. Protein gibi yiyecekler, vücut metabolizma ısı üretimini arttırır ve su kaybını da hızlandırır. Vücudunuzun serin olabilmesi için bol suya gereksinimi vardır. Susamış olmasanız bile günde 8-10 bardak su için.”

İskoç bilim adamları, kadınların menopoza girecekleri tarihi önceden bildiren bir test geliştirdiklerini açıkladı.
Menopozun başlamasından 10 yıl önce kadının doğurganlığının büyük ölçüde azalmaya başladığına dikkat çeken bilim adamları, geliştirdikleri test sayesinde kadınların ne zaman menopoza gireceklerini tahmin ederek, buna göre bebek sahibi olacakları döneme karar verebileceklerini bildirdi.
Geliştirdikleri testin bu alanda “devrim” niteliği taşıdığını belirten İskoç bilim adamları, “Human Reproduction” dergisine yazdıkları makalede, “dünyada pek çok kadının, daha doğum yapmaya vakitleri olduğunu düşündükleri sırada menopoza girdikleri için bebek sahibi olamadıklarına” dikkat çekti.
Testin yaygın olarak kullanılabilmesi için daha çok araştırmanın yapılması gerektiğini kaydeden bilim adamları, normalde kadınların 50 yaş civarında menopoza girdiklerini, ancak bunun en erken 42 yaşında da olabileceğine işaret etti.
Bilim adamları, menopozun bazı kadınlarda 58 yaşına kadar uzayabileceğini de hatırlattı.

Yaz mevsiminin en büyük sorunlarından biri aşırı terleme. Ancak artık endişelenmeye gerek yok!
Günümüzün modern yöntemleri fiziksel ve ruhsal olarak birçok probleme yol açan aşırı terlemeyi kontrol altına alıyor.
Havanın sıcaklığına, yapılan fiziksel aktiviteye ve ruhsal duruma bağlı olarak yaz aylarında herkes terleme sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Aslında terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan fizyolojik bir olay.Bu fizyolojik olay bazı kişilerde ısı dengesini sağlamaktan öte abartılı bir ter salgılaması şeklinde kendini gösterir. Bu kişilerde terlemenin çevre ısısı veya aktivite artışı,duygusal uyarılar gibi etlkenlere olan cevabı normal vücut cevabından daha fazladır. Ancak bazı kişiler var ki, onlar hiçbir aktivitede bulunmasalar bile aşırı derecede terliyorlar.
Acıbadem Hastanesi Bakırköy Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Sariye Tanyeri “Hastalık nedeniyle olmayan aşırı terleme toplumda % 0,6 - % 1 oranında bulunur.” diyerek şöyle devam ediyor: “Kontrolü olmayan bu durum ter bezlerinin aşırı çalışmasına bağlıdır. Bu bezler daha yoğun olarak koltuk altlarında, ellerde ve ayak tabanlarında bulunur. Dolysıyle terleme bu bölgelerde daha yoğundur’

NEDEN TERLİYORUZ?
Vücut ısısının kontrolünü sağlayan terleme, pek çok kişinin hem özel hem de sosyal yaşamını olumsuz yönde etkileyen önemli bir sorun haline gelebiliyor. Sinir sisteminin üst merkezlerinden gelen uyarıların etkisiyle, ter bezlerini çevreleyen sinirler “asetilkolin” isimli bir hormon salgılar. Bu hormonun etkisiyle ter bezleri ter salgısı yapıyor. Toplumun yüzde 1’inde, özellikle stresli durumlarda bu sistem aşırı düzeyde çalışıyor. Duygusal uyarılar bazı kişilerde özellikle el, ayak ve koltuk altlarında ter salgılarını arttırıyor.

BOTULINUM A TOKSİNİ TEDAVİSİ
Bölgesel (eller, ayaklar, koltukaltları) aşırı terleme sorununu bölgeye uygulanan antiperspiran ilaçlar, iyontoforez tedavi ve cerrahi yöntemlerle tedavi etmek mümkün. Her birinin değişik derecede etkisi, yan etkisi ve uygulama yöntemi var. Ancak son yıllarda çok kullanılan bir metot etkinliği yüksek ve yan etkisi en az olan botulınum A toksini uygulaması. Doç. Dr. Tanyeri bu tedaviyle ilgili şunları söylüyor: “Estetik amaçlı kullanımı nedeniyle son zamanlarda adından çok bahsettiren botulınum toksini yaklaşık 20 yıldır kas spazmları ve benzeri durumlarda yüksek dozlarda kullanmakta olduğumuz bir ajan olup bu süre içinde emniyetini kanıtlamıştır.”

YAN ETKİSİ YOK
Doç. Dr. Tanyeri bu yöntemin uygulanması konusunda şunları söylüyor: “Enjeksiyon yoluyla verilen toksin, uygulandığı yerde sinir uçlarında sinir iletisini geçici olarak bloke eder. Bu etkisini asetilkolin denilen hormonun salgılanmasını bir süre için durdurarak yapar. Ter bezlerini de asetilkolin hormonu üzerinden işlev yaptığı dikkate alınırsa aşırı terlemenin, botulınum toksini yoluyla durdurulması mümkün olur. İşte terleme tedavisi bu fizyolojik bilgiye dayanmaktadır. İlaç koltukaltı, eller veya ayaklara bölge uyuşturulduktan sonra yüzeysel enjekte edilir.”
2 - 5 gün içinde etkisini gösteren bu yöntem 5 - 7 ay boyunca etkinliğini koruyor.
Doç. Dr. Tanyeri, 16 ay takip edilen 158 vakanın % 28’inde bir kez uygulamanın yeterli olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: “İlacın ciddi bir yan etkisi görülmemiştir. Ancak, hamilelere kullanılması uygun değildir.”

Yapılan araştırmalar, yiyeceklerin psikolojimiz üzerindeki etkilerini ortaya koydu.
Hafıza ve konsantrasyon için yumurta, kaygı ve endişe için ay çekirdeği, depresyonu yenmek için portakal suyu, stresi yenmek için ise biraz makarna yeterli...
YEDİKLERİMİZ VE BEYNİMİZ
Tükettiğimiz besinler, beynimizde bir sinir hücresinden diğer bir sinir hücresine ve oradan da uyarının türüne göre beynimizi ilgilendiren emir merkezine ulaşır. Kimyasal mesajları taşıyan Nörotransmiterlerin üretiminde veya serbest bırakılmasında yediğimiz besinlerin büyük etkisi vardır. Nörotransmiterler beyinin emir merkezine vücudun istemleri olan tokluk, açlık, acı, endişe gibi uyarıları iletmekle yükümlüdür. Sıcak bir maddeye dokunduğumuz anda nörotransmiterler elimizin yandığını ve daha sonra acı hissedeceğimizi elimizi o sıcak yerden biran önce çekmemiz gerektiğini beynimizin refleks merkezine iletirler ve beyin de bunu hareket kaslarımıza iletir. Bu mesaj alınır alınmaz hemen elimizi sıcak olan yerden hızla çekeriz. Yiyeceklerin de bu aktivitelerde büyük payı olduğunu bu araştırma ile daha iyi anlayabiliyoruz. Eğer bazı ispatlanmış gerçekleri öğrenirseniz siz de psikolojinizi etkileyebilirsiniz.

DEĞİŞKENLİĞİNİZİ PROTEİN İLE ARTIRIN
Proteinler sindirim sırasında aminoasitlere parçalanırlar. Bu aminoasitlerle oluşan nörotransmiterler bizim uyanık kalmamıza ve enerjimizi artırıp tamamen kullanmamıza neden olur. Proteini yüksek gıdaların başında balık, et yumurta ve kümes hayvanları geliyor.

STRES İÇİN KARBONHİDRAT
Karbonhidratlar kan akışını hızlandıran etkiye sahiptir. Bizim sakin kalmamıza karbonhidratlar oldukça yardım ederler. Araştırmalar iki hafta süresince diyete maruz kalarak karbonhidrat alımı azalan insanlarda diyet sonrası depresyona girme tehlikelerinin arttığı ortaya çıkmıştır.
Karbonhidrat ihtiva eden yiyecekler arasında ekmek, krakerler, makarna, pirinç, meyve ve tahıllar ilk akla gelenler arasında. Protein ve karbonhidratın vücutta en iyi şekilde kullanılmasını istiyorsanız ikisini ayrı ayrı tüketmelisiniz. Mesela kalorisi yüksek bir yiyecek olan balığın yanında karbonhidrat içeriği fazla mesela ekmek kullanırsanız aldığınız enerjiyi kullanamazsınız. Önce proteini tüketin kısa bir süre sonra da karbonhidrat alın bu sizi uyanık tutacaktır.

KAFEİN
Kötü ününe rağmen kafein size iyi gelebilir.Depresyonun ilaç tedavisine gerek olmayan türlerinde; alınan bir miktar kafein iyi bir antidepresan olabilir. Hergün, artmayan hafif dozda alınan kafein etkili bir sakinleştiricidir.Günde bir ya da iki fincan içildiğinde sizi rahatlatabilir fakat daha fazla kullanıldığında yan etkileri kendini gösterir.

FOLİK ASİT VE DEPRESYON
Folik asitin azlığının depresyona neden olduğu klinik araştırmalar sonucu ortaya konulmuştur. Çünkü folik asit azlığı beyinde serotoninin azalmasına neden olur. Depresyonlu hastaların diğer insanlara oranla daha az folik asit miktarına sahip oldukları yapılan başka geniş kapsamlı araştırmalarda ispatlanmıştır. Depresyondan korunmanın yolu bir kap pişmiş ıspanak ya da bir bardak portakal suyu sağlayabilir.

SELENYUMUN AZLIĞI KENDİNİZİ KÖTÜ HİSSETMENİZE NEDEN OLABİLİR
Vücudunda selenyum miktarı az olan insanlar insanlara oranla daha çok kaygılı, endişeli, alıngan olurlar. İhtiyacı kadar verilen selenyum kişiyi normal ruh haline dönmesine yardımcı olur fakat fazla kullanımının vücuda hiçbir yararı yoktur. Selenyumun en çok bulunduğu ürünler brezilya fıstığı, ton balığı, ay çekirdeği, tahıllar ve kılınç balığında bulunur.

YUMURTA VE HAFIZAMIZ
Cholin maddesi yüksek kolesterolden uzak durmak için mahrum kaldığımız bir maddedir. Cholin yüksek kolestrollü yiyeceklerde bulunan bir B vitamini kompleksidir. Cholin’ in eksikliği hafıza zayıflığına ve konsantrasyon eksikliğine neden olur. Cholin almak istiyorsanız

Her mevsimde görülebilen ishalin yaz aylarında daha sık görüldüğüne dikkat çekildi.
Türkiye dahil 126 ülkede başlatılan ‘İshalli Hastalıkların Kontrolü Programı’ ile 2005 yılına kadar, 5 yaş altı çocuklarda ishale bağlı ölümlerin yüzde 50 oranında azaltılması hedefleniyor.
Sağlık Müdürlüğü ve Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi işbirliğiyle “Tropikal ve İshalli Hastalıklar” konulu eğitim semineri Hekimevi’nde düzenlendi. Seminerde konuşan Adana İl Sağlık Müdürü Dr. Serdar Mercan, ishalin en yoğun yaşandığı döneme girildiğini belirterek, halkı uyardı. Mercan, kentte ishalin en çok rastlanılan bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Adana ve civarında mevsim olarak ishalin en yoğun yaşandığı döneme girildiğini” belirtti. Mercan, hastanelerde ve sağlık ocaklarında çalışan personelin, özellikle çocuklardaki ishal vakalarına karşı duyarlı olmasını istedi.

GAİTA-GIDA-SU İLİŞKİSİ
Toplantıda konuşan Ç.Ü Tropikal Hastalıkları Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Köksal da ishalin her mevsimde görülebileceğine ancak yaz aylarında bu hastalığa daha sık rastlandığına dikkat çekerek, “Gaita-gıda-su arasındaki ilişki kesilmediği sürece ishal devam edecektir” dedi. İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Tanju Altunsu ise Türkiye genelinde, 2002 yılında ishal nedeniyle 19’u bir yaşın altında olmak üzere toplam 24 çocuğun öldüğüne dikkat çekerek, şunları kaydetti:
“İshal, yetersiz beslenmiş, kalabalık yerlerde ve olumsuz şartlarda yaşayan çocukları etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 126 ülkede ‘İshalli Hastalıkların Kontrolü Programı’ başlatıldı. Bu programın 2005 yılına kadar, 5 yaş altı çocuklarda ishale bağlı ölümleri yüzde 50 oranında azalacağına inanıyorum.’

Oldukça sık görülen idrar yolu enfeksiyonları idrar torbasının (mesane) basit iltihaplanması veya diğer idrar sistemi organlarının (örneğin böbrekler) daha ileri düzeyde iltihaplanması şeklinde olabilir.
BASİT ENFEKSİYON VE KOMPLİKE ENFEKSİYON NEDİR?
Altta yatan başka bir hastalığa bağlı olmayan sadece idrar torbasını içeren iltihaplanmalar “basit enfeksiyon (sistit)” ve bunun dışında kalan tüm idrar yolu iltihapları “komplike enfeksiyon” olarak adlandırılır. Altmış yaşın altındaki erkeklerde tüm idrar yolu enfeksiyonları komplike olarak öngörülür ve altta yatan başka bir hastalık şüphesiyle ileri değerlendirilmeye alınır.

SİSTİT NEDEN OLUŞUR ?
Altta yatan başka bir hastalığı olmasa da bazı bayanlarda sistit daha kolay gelişir. Sistit gelişiminde etkili olan bazı faktörler şöyle sıralanır.

İdrar kanalının kısalığı: Erkeklere oranla tüm kadınlarda idrar kanalı oldukça kısadır. Böylece dışarıdaki mikropların idrar torbasına ulaşması daha kolay olur.

Cinsel ilişki : Sistite neden olan mikropların çoğu kendi makat çevresindeki ve bacak arasındaki mikroplarla aynıdır. Cinsel ilişki esnasında sürtünme hareketine bağlı olarak bu bölgedeki mikroplar vajen ve idrar kanalının ağzına doğru itilirler. Bu yüzden sistit cinsel açıdan aktif olan kadınlarda diğer kadınlara göre daha sık görülür. “Balayı sistiti” olarak adlandırılan rahatsızlığın nedeni de cinsel aktivitenin artmasıdır.

İdrar yapmanın temizleyici etkisi: Cinsel ilişkiden hemen sonra idrar yapmayı adet edinen kadınlarda idrarın, idrar kanalına taşınan mikropları temizlemesine bağlı olarak daha seyrek sistit görülür.

Sistit belirtileri nelerdir ?
En sık belirtiler idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma isteğidir. İdrar yaparken yanma bazı bayanlarda çok şiddetli olabilir. Ateş basit sistitte sık rastlanan bir bulgu değildir. Ateşiniz 38 derece ve üstünde ise hemen doktora başvurmalısınız. Eğer ateş ile beraber ağrınızda varsa böbrek iltihabı şüphesi ile hastaneye yatmanız gerekebilir.

Tedavisi nasıl yapılır ?
Basit sistit tedavisi sıklıkla 3-5 günlük antibiyotik kullanımı ile yapılabilir. Ancak doktorunuzun önerisine göre bu süre uzatılabilir.

Basit sistit tekrarlar mı?
Sistit atakları bayanların çoğunda tekrarlamaz. Tekrarlayan sistit atakları için mutlaka üroloji uzmanına danışılması ve gerekirse ileri tetkiklerin yapılması gerekir.

Vücudumuz onlarca bezden oluşur. Tüm bu bezler, biz hiç farkına varmadan bizi hayata hazırlamak ve yaşamımızı sürdürebilmemiz için sürekli çalışırlar.
Bebeklik döneminde, ergenlikte ve kadınlarda hamilelik dönemlerinde bu hormonlara daha çok ihtiyaç duyulur. Korkmak, heyecanlanmak, sevinmek gibi insani duygularımızda bile hormonlar vücudumuzun bu gibi durumlara hazır hale gelmesi için yardımcı olurlar.
Metabolik faaliyetlerimizi düzenleyerek bizleri hastalıklara karşı da koruyan bu bezlerden salgılanan salgılar, sağlıklı bir yaşam için oldukça önemlidir. Vücudumuzda varolan herhangi bir hormonun eksikliğinde ve yokluğunda hayatımızı idame ettirmemiz oldukça zordur. Hatta birkaç hormonun yokluğu yada eksikliği hayati tehlikeye girmemize neden olabilir. Bu nedenle hormonlarımızdaki azalma yada eksilme dönemlerinde dışarıdan takviye yapılması gerekir.
Yaşam şeklimize göre bizi hazırlayan savunucular
Heyecanlandığımız, korktuğumuz yada sevindiğimiz anlarda kendi vücudumuzu takip ederek hormonlarımızın bizi nasıl değiştirdiğini gözlemleyebiliriz. Örneğin korku ve heyecan anında vücudumuz sinir hücreleri yardımı ile böbreküstü bezlerine gerekli mesajı iletir ve böbreküstü bezlerinin faaliyetlerini hızlandırır. Bu bezden salgılanan adrenalin, tüm vücuda hızla yayılır. Adrenalinin kandaki oranının yükselmesi daha hızlı ve kısa süreli nefes almamızı sağlar. Heyecan ve korku anında nefes nefese kalınması bu nedenledir. Ayrıca sindirime gönderilen kan miktarı azalır, hatta kesilir. Çünkü heyecan anında sindirim sistemi faaliyetini durdurur. Sindirim için ayrılan, ancak sindirime katılamayan kan, kaslarımızı beslemek üzere boşa çıkmış olur. Tüm bu süreçte kalp atışlarımız hızlanmış, kandaki şeker oranımız artmıştır. Kanda yükselen şeker miktarı bize daha fazla enerji verir. Açığa çıkan bu fazla enerji aslında bizim isteğimizdir. Bizi korkutan yada heyecanlandıran durumlarda yada ortamlarda her an kaçma, saldırma yada o yerden uzaklaşma isteği anı olabileceğini düşünürüz. Yani bize normal koşullardan biraz daha fazla enerjiye ihtiyacımız olacaktır. Kanımızda artış gösteren şeker, daha fazla enerji sağlayarak bu durumdan kurtulmamıza yardımcı olacaktır. Tabii kanda dolaşan şeker bize enerji vermez. Bu şekerin yakılıp enerjiye dönüşmesi gereklidir. Bu durumda vücudumuz daha fazla insüline ihtiyaç duyar. Pankreas’da bulunan bezler kana daha fazla insülin göndererek bu ihtiyacı karşılamaya çalışır. Eğer insülin yeterli miktarda salgılanamazsa yani eksikliğinde yada yokluğunda şeker hastalığının varlığı düşünülür. İnsülin miktarının normalden az ya da çok olması hayati önem taşır. Dışarıdan takviye gereklidir. Göründüğü gibi hormonlara; bulunduğumuz ortama, yaşam şeklimize göre bizi hazırlayan savunucular da denilebilir.

HORMONLAR, VÜCUDUN GİZLİ PATRONLARI
Dış görünüşümüzde, ruhsal dengemizde, fiziksel aktivitelerimizde, organlarımızın çalışmasında ve hatta kilolarımızda bile hormonlarımızın etkisi vardır. Erkek ve kadınlarda oranları birbirinden farklı olsa da aynı hormonlar bulunur.

Kadınlık ve erkeklik hormonu olarak da isimlendirilen testesteron ve östrojen kadınları erkeklerden, erkekleri kadınlardan ayıran en önemli hormonlardır.

TESTESTERON
Testesteron, erkeklerin güçlü fiziklerini, kas kütlelerini ve hatta vücutlarındaki yağ miktarını bile ayarlayan bir hormondur. Erkeklerde er bezinde üretilen androjen hormonlarının en önemli üyesi olan Testesteron, kas gelişimini ve vücut kıllanmasını düzenler, cinsel gücü arttırır. Bu hormonun normal seviyelerde olması erkeğin şikayetsiz yaşamını sürdürebilmesi için önemli bir kriterdir. Yaş ilerledikçe, kadınlarda menapoz döneminde kadınlık hormonu östrojenin azalması gibi, erkeklerde de zamanı geldiğinde testesteron miktarı azalır. Hormonun normal seviyelerinden aşağıda olması kadınların menapoz dönemlerinde yaşadıklarına benzer şikayetlerin erkeklerde de görünmesine neden olur. Sıcak basması, uykusuzluk, ruhsal sorunlar, cinsel arzu ve performansın düşmesi erkeklerde görülen adropoz belirtileri olarak sayılabilir.

DİHYDROEPİANDROSTERON-DHEA
Testesteron dışında erkekleri yöneten diğer bir hormon ise kısaca DHEA olarak bilinen dihydroepiandrosteron’dur. Böbreküstü bezlerinden salgılanan bu hormon, 45 yaşından itibaren gerilemeye başlar. Bu hormon vücutta bulunan sinir uçları arasındaki bağlantının sağlanması için oldukça önemli bir hormondur. DHEA hormonunun vücutta eksikliğinin görülmesi, insanlar arasındaki sosyal ilişileri bile etkiler. İnsanlardan kaçınma gibi kişide depresif belirtilere neden olur. DHEA vücudun yağ mekanizması üzerinde de etkilidir. Yağları eriten bir hormon olarak da bilinen bu hormonun erkeklerde 45 yaşından itibaren azalması kişide kilo artışına neden olur. Spor yapılsa dahi erkeklerde 45 yaşından sonra kilo artışı meydana gelir.

ÖSTROJEN
Kadınlarda, erkeklerdeki testesteron kadar önemli olan hormon ise östrojendir. Kadınların vücudunu yöneten belki de en önemli hormonlardan biridir. Östrojen kadınları hastalıklara karşı koruyan, üreme organlarının çalışmasını düzenleyen, kalp damar hastalıklarına karşı koruyan önemli bir faktördür. Eksikliği kadınların menapoz belirtileri yaşamalarına neden olur. Yapılan araştırmalarda östrojenin kalp damar sistemini koruduğu belirlenmiştir. Ortalama olarak 40-45 yıl düzenli östrojenle yaşayan kadınların kalp damar sistemi rahatsızlıklarına daha zor yakalandığı bilinen bir gerçektir. Bu sayede daha iyi bir kan dolaşımına sahip olan vücutta bulunan organlar da daha iyi beslenmiş olacaktır. Bu da kadınların erkeklere oranla neden daha uzun yaşadıklarının göstergesidir.

Eğer vücut çok fazla yağ biriktirirse, fazla kilolar ortaya çıkar. Günümüz Batı dünyasında fazla kilolu bireylerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bunda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yanı sıra hareketsiz yaşam biçimlerinin de payı büyük.
Günümüzde yürümek yerine araba sürüyoruz, masa başı işlerimiz var ve televizyon önünde hiç geçirmediğimiz kadar zaman geçiriyoruz. Kilo vermek bir yana, kilo almamayı başarabilmek bile başlı başına marifet oldu!
Fazla kilolar nasıl oluşuyor?
Fiziksel aktivite ve vücut fonksiyonları sırasında yakabileceğimizden daha fazla kalori aldığımızda, fazla kilolar birikir. Bu fazla kaloriler, yağ olarak, çoğunlukla da vücudumuzun en istemediğimiz yerlerinde depolanır. Bu kilo alma işlemi yıllar boyu sürebilen bir süreçtir, fakat çoğumuz aldığımız kilolardan birkaç ay içinde kurtulmaya çalışırız.

Kiloma neden dikkat etmeliyim?
Kilonuzu sağlıklı değerlerde muhafaza etmenizin, kendinizi iyi hissetmenizin yanı sıra, kardiyovasküler hastalıklar ve şeker hastalığına yakalanma riskinizi önemli ölçüde azaltmak gibi diğer olumlu etkileri de olacaktır.

Fazla kilolu olmanın sonuçları:
Yüksek kan basıncı (Kalp krizi için bir risk faktörü)
Yüksek kolesterol (kalp hastalıkları için bir risk faktörü)
Şeker hastalığı - Fazla kilolu yetişkinlerin riski, sağlıklı kilodakilere oranla üç kat daha fazladır.
Eklem sorunları, örneğin artrit
Safra taşı
Bu durumlardan herhangi birinden şikayetçi iseniz, kilo vermeniz onları kontrol etmenize yardımcı olacaktır. Bu sayede ayrıca daha iyi görünebilir, ve kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz - sağlığınız ve kendinize olan güveniniz yerine gelir!

Fazla kilolu olduğumu nasıl anlarım?
Herkesin yapısı farklı olduğundan, ideal kilo diye tek bir değer olamaz. Fakat boyunuza göre ideal kilo aralığınızı tayin etmek mümkün. Kilonuzun bu sağlıklı değer aralığında olup olmadığını anlamak için, Vücut Kitle Endeksi’nizi (BMI) hesaplayabilirsiniz.
(BMI değerinizi bulmak için kilonuzu, metre cinsinden boyunuzun karesine bölmeniz gerekiyor.)
Örneğin, boyu 165 cm. ağırlığı 55 kg. olan kişinin Beden Kütle İndeksi: 55 / (1.65)2 = 20,2 olur.


Günümüzde doktorlar, sağlıklı kiloda olup olmadığınızı anlamak için bel ölçüsüne de bakmaktalar. Erkeklerde 102cm, kadınlarda ise 88cm’den fazla çıkan bireylere, kilo vermeleri öneriliyor. Bel çevresi ölçünüz erkeklerde 94-102 cm, kadınlarda 80-88 cm aralığında ise, kilonuzu muhafaza etmeniz sağlık açısından önemlidir.
BMI değeriniz 18,5’in altında ise, biraz kilo almanız gerekebilir.
BMI değeriniz 20-25 arasında ise, tebrikler, sağlıklı kilodasınız.
BMI değeriniz 25-30 arasında ise, biraz kilo vermeniz yararlı olacaktır.
BMI değeriniz 30’un üzerinde ise, sağlıklı kilonuza kavuşana kadar kilo vermeniz çok yararlı olacaktır.

Nasıl kilo verebilirim?
Denemiş olan herkes bilir ki, kilo vermek ve özellikle de bundan sonra sağlıklı kiloyu muhafaza edebilmek kolay değildir. Bu süreç yavaş işlemelidir. Hedefinize ulaşana dek haftada ½-1 kg vermeyi hedefleyin. Biraz zamanınızı alabilir, fakat sabırlı olursanız sonuca ulaşacaksınız!
Kilo vermenin en doğru yolu, yeme ve içme alışkanlıklarınızı değiştirerek fiziksel aktivitenizi arttırmak olacaktır. Sağlıklı bir kiloya kavuşmak için, aşağıdaki önerileri dikkate alın, veya daha detaylı bilgi ve tavsiye için doktor/diyetisyeninize danışın.
Eğer bir gün yemeniz gerekenden fazla kaçırırsanız çok dert etmeyin. Bu, ertesi gün de aynı tempoyla devam edeceksiniz, veya aldığınız kalorileri dengelemek için mutlaka ertesi günü çok az yemeniz gerekecek anlamına gelmez. Normal yeme-içme seyrinize devam edin. Bir gün fazla yemiş olsanız kilo verme programınızı berbat etmiş sayılmazsınız.

Faydalı tavsiyeler
Fiziksel Aktivite
Hayatınızın her anını hareketlendirmeye çalışın. Mesela:
Arabayla gitmek yerine, yürüyerek ulaşabileceğiniz her yere yürüyün.
Asansör yerine merdivenleri kullanın.
Otobüsten erken inin ve güneşin altında yürüyün.
Eğer fırsat bulursanız, yüzme, dans, badminton, veya tenis gibi yeni bir aktivite deneyin. Bir arkadaşınızla birlikte başlayın. Birbirinizi, aktiviteyi düzenli yapmak için cesaretlendirin.

Sağlıklı Beslenme
Öğün atlamamaya çalışın. Günde 3 mütevazı öğün yemek yiyin, ve aralarda acıkırsanız taze meyve gibi sağlıklı atıştırmalar yapın! Şok diyetler yapmak veya öğün atlamak kilo verip bunu korumanın iyi birer yolu olmayacaktır.
Bol meyve ve sebze tüketin. Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Bunlar size fazla kalori yükü yapmadan tok tutacak besinlerdir.
Her öğünde nişastalı besinler yiyin. Lif açısından zengin olan tam buğday ekmeği, kabuğu soyulmamış patatesi, ve tam buğday pirinç ve makarnaları tercih edin.
Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İnce kesilmiş et dilimlerini tercih edin. Etten görebildiğiniz yağları ve tavuğun derisini ayırın. Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.
Doymamış yağ oranı yüksek yağları kullanmaya özen gösterin. Yemek pişirirken, katı yağlar yerine, ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.
Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.
Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton - konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.
Bol bol sıvı, özellikle de su için. Ucuzdur, su kalorisizdir ve midenize doluluk hissi verir! Günlük hedefiniz 6-8 bardak olsun.
Ne kadar alkol tükettiğinize dikkat edin. Alkollü içecekler çok kalorilidir ve şişmanlatıcı yiyeceklere olan iştahınızı arttırır. Ayrıca, çok içtiğiniz zaman artık ne yediğinizi düşünemeyecek kıvama gelebilirsiniz!

ABD’de, yeni bir zayıflama programında günlük hayatta küçük değişiklikler yapılarak kilo vermenin mümkün olduğu belirtiliyor.
Küçük değişikliklerin, zayıflama sürecini uzattığını belirten uzmanlar, ancak bunun daha sağlıklı ve etkili olduğunu belirtiyor.
Wisconsin Spor Geliştirme Şirketi Sağlık Müdürü Nicole Mueller, ABD genelinde 20 bin 500’den fazla kişinin “Lighten Up Wisconsin” zayıflama programını uyguladığını bildirdi. Yalnızca Iowa eyaletinde geçen yıl kişi başına 1.8 kilogram olmak üzere yaklaşık 12 bin üyenin “toplam 23.5 ton” kilo verdiği belirtildi. Wisconsin eyaletinde de, 5 aylık programın henüz yarısındaki 1700 kişiden her birinin ortalama 2.2 kilogram verdiği kaydedildi.
Küçük değişikliklerin, zayıflama sürecini uzattığını belirten uzmanlar, ancak bunun daha sağlıklı ve etkili olduğunu belirtiyor. Buna göre, her hafta uygulamaya konulması gereken gündelik küçük değişiklikler şöyle:
Her gün fazladan bir bardak su için.
Asansöre binmek yerine merdivenleri tercih edin.
Her gün kahvaltı edin.
Egzersizlerin süresini her gün 5 dakika uzatın.
Aracınızı gideceğiniz yerden mümkün olduğunca uzağa park edin.
Her gün 3 büyük öğün yerine, 6 küçük öğün yemek yiyin.
İçtiğiniz süt miktarını azaltın.
Yürürken adımlarınızı hızlandırın.
Sandviçlerinizde yağ, mayonez yerine hardal, sirke kullanın.
Sağlıksız çerezler yerine sağlıklı gıdayı tercih edin.
Salatalarınıza yağ koymayın.
Meşrubat yerine su için.
Her gün 3-5 dakika gerinme egzersizleri yapın.
Kızarmış yiyeceklerden vazgeçin.
Sıkıntılı olduğunuz zaman yemek yerine, egzersiz yapın.
Küçük porsiyonları tercih edin.
Şekeri azaltın.
Günlük besinlerinizdeki kalori miktarını 100’er 100’er azaltın.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Utku Çopur, “’Greyfurt suyu bazı ilaçlarla etkileşime girerek ölümle sonuçlanabilen yan etkiler oluşturmaktadır” dedi.
Prof. Dr. Utku Çopur, son yıllarda gerçekleştirilen araştırmaların, greyfurt suyunun bazı ilaçların etkilerini artırdığını ve ölümle sonuçlanabilecek yan etkiler ortaya çıkardığını gösterdiğini belirterek, bu nedenle, ilaç kullanan kişilerin greyfurt suyu içmemelerinin önerildiğini söyledi.
İlaçların bağırsaklardaki ve karaciğerdeki enzimlerle parçalanarak vücuttan atıldığını ifade eden Prof. Dr. Çopur, “Greyfurt suyu, bazı ilaçlarla etkileşime girerek ölümle sonuçlanabilen yan etkiler oluşturmaktadır. Bağırsaklarda enzim, greyfurt suyu içince yok olmakta ve bu nedenle de ilacın parçalanması geciktiğinden kanda birikmekte ve sonuçta ilaç zehirlenmesine neden olabilmektedir” dedi.
Greyfurt suyunda bulunan ve böyle durumlara neden olan bileşenlerin miktarının greyfurtun cinsi, depolanma ve işlenme koşullarına göre değiştiğini kaydeden Çopur, şöyle konuştu: “Çalışmalar, bir bardak greyfurt suyunun (yaklaşık 250 mililitre) ilaçlarla olumsuz etkileşim göstermeye yettiğini, ilaçla beraber greyfurt suyu içmenin veya greyfurt suyu içtikten 12 saat sonra bile ilacı almanın bu etkiyi ortadan kaldırmadığını göstermiştir. Kimi tansiyon ilaçlarının greyfurt suyu içen kişilerin kanlarında anormal derecede yüksek düzeylere ulaştığı, kolesterol düşürücü ilaçların kan düzeylerinin 2-16 kat arttığı, antihistaminik ilaçların greyfurt suyu ile birlikte kalbe zarar verdiği, çalışma sonuçlarından bir kaçıdır.”
Mevcut verilerin, ilaç kullanan kişilerin greyfurt suyu içmemeleri gerektiğini ortaya koyduğunu ifade eden Çopur, şunları kaydetti: “İşin ilginç diğer bir yanı ise ilaçların kan dolaşımındaki etkisini arttırma özelliğiyle, belki ileride ilacın dozunu azaltarak ve greyfurt suyu veya içindeki etken maddeyi birlikte alarak daha ekonomik bir şekilde hastalık tedavi olanakları sağlama olasılığının ortaya çıkmasıdır. Böylece, hem greyfurt suyunun besleyici öğelerinden mahrum kalınmamış hem de ilaçlarla olumsuz etkileşimi ortadan kaldırılmış olacaktır” diye konuştu.

Hem şimdi hem ileriki yaşlarda hayatın tadını layıkıyla çıkarmak istiyor musunuz? Sağlığınız ve formunuz için yapabileceğiniz en doğru işlerden biri, kalbinize iyi bakmak.
Sağlıklı bir kalp, sadece kalp hastalıklarından korunmak için değil, ayrıca şimdi ve ileriki yaşlarınızda hayatın tadını çıkarmak için yeterli enerjiye sahip olmanız açısından da gerekli.
‘Becel’ internet sitesinde, kalbiniz ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinizi arttıran faktörler hakkında bilgi verirken bir yandan da sağlıklı bir kalp için faydalı tavsiyelerde bulunuyor.

Kalbinize dikkat edin!
Kalbimiz, vücudumuza kan pompalamakla sorumlu yaşamsal bir organımızdır. Dokulara oksijen ve besin taşıyarak vücudun işlevlerini sürdürebilmesini sağlar. Dahası, karbondioksit gibi atık ürünleri de uzaklaştırır. Her gün kalbimiz yaklaşık 100,000 kez çarpar! Tüm bu işleri gerçekleştirebilmek için kalbimizin de oksijen ve besine ihtiyacı vardır. Kalbimizi çevreleyen damarlar olan koroner arterler, kalp kaslarına oksijen ve besin iletimini sağlarlar.

Neden kalbime dikkat etmeliyim?
Tüm dünyada 3 ölümden birinin sebebi olan kalp hastalıkları, çok yaygın bir tehdit oluşturmaktadır. Ayrıca milyonlarca insanın da yaşam kalitesini düşürmektedir. En yaygın kalp hastalığı, koroner kalp hastalığıdır. Koroner arterlerin iç çeperlerinde biriken yağ zerrecikleri (kolesterol) sebebiyle meydana gelir. Bu yağ tabakası yıllar boyunca biriktikçe, arter çapları giderek daralır ve kan akışının yavaşlamasına, veya hatta tamamen durmasına sebep olur.
Kan akışı sınırlandırıldığında, göğüs ağrıları (anjin) ortaya çıkabilir. Kan akışı ciddi ölçüde azaldığında veya tamamen kesildiğinde, kalp krizi meydana gelebilir.

Kimler kalp hastalığına yakalanır?
Herkes kalp hastalıklarına yakalanabilir, fakat riski arttıran birçok faktör (risk faktörleri) bulunmaktadır. Sigara, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, stres, yüksek kolesterol düzeyleri, fazla kilolar, şeker hastalığı, yaş, cinsiyet ve genetik faktörler, kalp hastalığına yakalanma riskini arttırabilir. Sahip olduğunuz risk faktörleri arttıkça, kalp hastalığına yakalanma riskiniz de artacaktır. Risk faktörlerinden bazıları, örneğin artan yaş, değiştirilemeyecekken, birçoğuna müdahale edilebilir. Bu faktörlerden mümkün olduğunca çoğunu kontrol altına alabilmek gerekmektedir.


KALP HASTALIĞI RİSKİMİ NASIL AZALTABİLİRİM?
Kalp hastalığı eğiliminizi, sahip olduğunuz risk faktörlerini azaltarak önemli ölçüde düşürebilirsiniz. Kalbinize iyi bakmak sadece yaşamınızı uzatmakla kalmayacak, ayrıca genel anlamda sağlığınız ve formunuzu da iyileştirecektir. Bu sayede hayatın tadını daha iyi çıkarabileceksiniz.


Değiştiremeyeceğimiz risk faktörleri (modifiye edilemeyen risk faktörleri)
Yaş
Kalp hastalığına yakalanma riski, artan yaş ile birlikte artmaktadır. Bir erkek birey 45 yaşına eriştiğinde, kalp krizi riski hızla artmaya başlar. Bu risk, daha da yaşlandıkça artmaya devam eder. Kadınlar için risk, menopozdan sonra artmaya başlar. Yaşla birlikte artan kan basıncı da birçok gelişmiş ülkede bireylerin kalp hastalığına yakalanma riskini yükseltir.
Cinsiyet
Erkeklerin kalp krizi geçirme riski kadınlara göre daha fazladır ve daha erken yaşlarda kalp krizi geçirebilirler. Kadınlarda kalp hastalıklarına çoğunlukla menopozdan sonra rastlanır ve risk yine yaşla beraber artar. Erkeklerde kalp krizinden kaynaklanan ölümlerin oranı kadınlara göre daha yüksek olsa da, kalp krizleri her iki cins için de birincil ölüm nedenidir.
Genetik faktörler
Genetik faktörler, kalp hastalıklarının oluşumunda önemli rol oynar. Kalp hastası bireylerin çocuklarının da ileriki yaşlarda kalp hastalığına yakalanma riskleri yüksektir. Örneğin, şeker hastalığı, hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi risk faktörleri genetik komponentler içermektedir, bu da ailenizde görülmüş olduğu anlamına gelir. Kalp hastalıkları açısından kabarık bir aile kaydına sahip olan bireylerde bir veya birkaç risk faktörü birden mevcuttur.

Değiştirebileceğimiz risk faktörleri (modifiye edilebilir risk faktörleri)
Sigara, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve stres, değiştirebileceğimiz risk faktörleridir. Bu faktörleri, fazla kilolar veya obezite, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve yüksek kolesterol düzeylerine sebep olabilecekleri için, kontrol altında tutmak gereklidir. Sahip olduğunuz risk faktörleri arttıkça, kalp hastalığına yakalanma riskiniz de artmaktadır. Bu yüzden, sigarayı bırakarak, hareketlenerek, sağlıklı beslenerek ve rahatlayarak riskinizi azaltmanız çok önemlidir.

Kalbinize iyi bakmanıza yardımcı olacak tavsiyeler
Yaşam biçimi faktörleri
Sigarayı bırakın
Rahatlamaya ve hayatın tadını çıkarmaya zaman ayırarak stresle başetmenin yeni yollarını keşfedin
Daha hareketli olun - her gün 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi hedefleyin (bu süreç, üç adet 10’ar dakikalık seanslardan oluşabilir)
Sağlıklı bir kiloyu korumaya çalışın

Sağlıklı beslenme
Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. İnce kesilmiş et dilimlerini tercih edin. Etten görebildiğiniz yağları ve tavuğun derisini ayırın.
Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.
Doymamış yağ oranı yüksek yağları kullanmaya özen gösterin. Yemek pişirirken, katı yağlar yerine, ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağları tercih edin. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.
Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.
Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton - konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.
Bol bol meyve, sebze ve baklagil tüketin (mercimek ve fasulye gibi). Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir.
Makarna, pirinç, ekmek, buğday, patates ve mısır gevreğinden oluşan nişastalı yiyecekleri, öğünlerinizde düzenli olarak tüketin. Tam buğday ekmek gibi işlenmemiş karbonhidratları tercih etmeye özen gösterin.
Diş çürümelerine de neden olduklarından, daha az şeker ve şekerli yiyecek tüketin. Şekeri tamamen kesmemeli, fakat küçük miktarlarda tüketmeye özen göstermelisiniz. Şekersiz içecekleri tercih edip, daha az şeker, çikolata ve puding tüketmeli, ve yiyecek ve içeceklerinize şeker eklemekten mümkün olduğunca kaçınmalı veya şeker yerine tatlandırıcıları kullanmalısınız.
Günde 1,5 litre sıvı almayı hedefleyin. Su tüketiminizi arttırın ve ayrıca meyve suyu ve süt de için. Alkolü çok kaçırmayın, ölçülü tüketin. Bu ölçü, kadınlarda günde bir birim, erkeklerde ise iki birimi geçmemelidir.
İşlenmiş et, peynir ve aburcuburlar gibi fazla tuzlu yiyeceklerden kaçının ve yemek pişirirken veya sofrada yemeğe eklediğiniz tuz miktarını azaltın. Yemeklerinize tat vermesi için tuz yerine baharatlardan faydalanın.
Sağlıklı bir seviyeyi koruyabilmek için, kan basıncınızı düzenli olarak kontrol ettirin.
Daha fazla bilgi ve öneri için doktor veya diyetisyeninize danışın.

Özellikle yağ-kireç çözücü ve lavabo açıcı gibi maddelerin yolaçığı yemek borusu yanıklarında artış olduğu bildirildi.
Uzmanlar, ailelere, yakıcı bir madde içen çocuğun kusturulmadan, içtiği maddeyle birlikte en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesini, açıkta satılan temizlik maddelerinin alınmamasını ve kilitli kapak mekanizması olan ambalajlı ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nebil Büyükpamukçu, Tüketici Hakları Derneği (THD) Genel Merkezi’nde, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve THD tarafından ortaklaşa düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Çocuk Cerrahisi anabilim dalında, 1998-2003 yılları arasında 97 hastanın yağ çözücü, tuz ruhu, lavabo açıcı gibi yakıcı temizlik maddelerin içimine bağlı yemek borusu ve mide yanıkları nedeniyle yatarak tedavi gördüğünü açıkladı. Prof. Dr. Büyükpamukçu, bu hastalardan 23’ünün yemek borusunda, 2’sinin midesinde ve 3 hastanın da hem midesinde hem de yemek borusunda daralma saptandığını, çocuk cerrahisine gelen hastaların yüzde 76.3’ünün dört yaşında ve daha küçük olduğunu bildirdi. Bu tür yanıkların tedavisinin enaz iki yıl sürdüğünü ve yüksek maliyetlerin yanı sıra, çocuğu tedavi gören ailenin sosyal yaşamının değiştiğini belirten Büyükpamukçu, çocuğun da okul ve eğitim yaşamının olumsuz etkilendiğini ifade etti.

YANIKLARIN ARTIŞ NEDENLERİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hilal Özcebe ise ailelerin denetimsiz olarak açıkta satılan temizlik maddelerini ve deterjanları tercih etmelerinin ve gıda kutularının içinde kullanmalarının, kazaları ve yanıkları arttırdığını vurguladı. Prof. Dr. Hilal Özcebe, ailelerin, meşrubat şisesi veya buna benzer bir içecek kabı kullanmalarının, çocukların bu maddeleri yanlışlıkla içmelerini kolaylaştırdığını kaydetti. Yapılan bir araştırmaya göre, beş yaşın altındaki çocukların yüzde 45.5’inin, 5 ve daha ileri yaştaki çocukların ise çoğunluğunun açıkta satılan ve içecek kabında bulundurulan yakıcı maddeyi içtikleri belirtiliyor. Diğer taraftan, küçük çocukların, yakıcı maddelerin orjinal kutularının kapaklarını kolaylıkla açarak bu maddeleri içtikleri de vurgulandı.

KAZA HALİNDE YAPILMASI GEREKENLER
Uzmanlar, yakıcı bir madde içen çocuğa herhangi bir müdahalede bulunmadan, özellikle de kusturmadan, içtiği madde ile beraber en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmasının gerektiğini vurguladılar. Ailelerin temizlik maddelerini ve detarjanlarını satın alırken, ambalaj bilgilerinin tam ve eksiksiz olmasına, ambalajlarda uyarıcı bilgilerin yer almasına dikkat edilmesi gerektiği de belirtiliyor. Açıkta satılan detarjanlar ve temizlik maddelerinin alınmamasının altını çizen uzmanlar, kilitli kapak mekanizması olan ambalajlı detarjanlar ve temizlik maddelerinin tercih edilmesini öneriyorlar.

DEVLETİN ALACAĞI ÖNLEMLER
THD Genel Başkanı Turhan Çakar da, Sağlık Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, tüketicilerin evrensel haklarından olan sağlık ve güvenlik hakkı gereğince, deterjan ve temizlik maddelerinin ambalajlarının kapak sistemi ile bu maddelerin içeriklerinin, çocukların ve çevrenin güvenliği açısından uygun bir şekilde dizayn edilmesinin sağlanmasını istedi. Evlerde kullanılan bu tür tehlikeli maddelerin içeriklerinin tehlikeli olma derecesinin düşük ya da tehlike yaratmayacak bir şekilde standartlarında düzenlemelere gidilmesini isteyen Çakar, yakıcı olan temizlik maddelerinin yakıcı olma derecesinin düyürülmesini, yakıcı yakıcı olmayan temizlik maddesi üretimine geçilmesini önerdi. Açıkta detarjan ve temizlik maddesi satılmasına izin verilmemesini isteyen Çakar, bu tür maddelerin denetimine ağırlık verilmesi çağrısında da bulundu

Balın, difteri, boğmaca, verem, ülser, bazı cilt ve sinir sistemi hastalıkları gibi 500’e yakın hastalığın tedavisinde olumlu etkileri olduğu belirtildi.
Dr. Mine Gültekin, “Bal son derece özel, besleyici ve sağlıklı bir gıda maddesi. Ancak, balın ilaç gibi hastalıklara hemen çare olmadığı da unutulmamalı. Yararları nedeniyle balın her gün düzenli olarak tüketilmesi önerilir” dedi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim elemanı Dr. Mine Gültekin, Bursa’da devam eden “Türkiye 8. Gıda Kongresi”ne sunduğu bildiride, balın bileşiminde bulunan çeşitli vitamin, mineral, organik asit ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve birçok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özellik gösteren bir gıda olduğunu belirtti.
Balın, bileşim maddelerince zengin oluşu nedeniyle özellikle sağlıklı yaşamda önde gelen gıda maddeleri arasında yer aldığını ifade eden Gültekin, “Balın, difteri, boğmaca, verem, ülser, bazı cilt ve sinir sistemi hastalıkları gibi 500’e yakın hastalığın tedavisinde olumlu etkileri saptanmıştır. Balın bilinen bu özellikleri sağlamasında, antimikrobiyel, antioksidan ve büyüme faktörü biyoaktivitesi gösteren bileşenler etkili olmaktadır” dedi.

BALIN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ
Gültekin, birçok medeniyete ait yazıtlarda ve kutsal din kitaplarında kutsal veya şifalı bir gıda olduğu belirtilen balın bileşiminde, insan sağlığı için önemli bir çok besin maddesinin bulunduğunun bilimsel olarak da kanıtlandığına dikkati çekerek, bildirisinde şu görüşlere yer verdi: “Ülser ve diğer mide hastalıkları, kalp yetmezlikleri, çarpıntı, kemik hastalıkları, öksürük, alerji, bronşit, kansızlık, boğaz ağrısı, sinir hastalıklarının tedavisinde olumlu etkileri saptanan balın, kabızlığı giderdiği, vücuttaki kanı temizlediği, damarları genişlettiği ve kan dolaşımını kolaylaştırdığı, kalbi güçlendirdiği, yara ve yanıkları iyileştirdiği bilinmektedir.”
Balın ayrıca, içerdiği maddelerle antimikrobiyal özelliği de bulunduğunu vurgulayan Gültekin, şunları kaydetti: “Bal son derece özel, besleyici ve sağlıklı bir gıda maddesidir. Ancak, balın ilaç gibi hastalıklara hemen çare olmadığı da unutulmamalıdır. Yararları nedeniyle balın her gün düzenli olarak tüketilmesi önerilmektedir. Buna karşın, özellikle son aylarda medyada bala yapılan hileler konusunda haberler çıkmaktadır. Halkımız şifa diye bal yerine şekerli su tüketmektedir. Bu olumsuzlukların önüne geçmek üzere devletin gıda kontrol ve denetim hizmetlerini sıklaştırması zorunludur.”

Belinizi en iyi siz koruyabilir ve ağrıdan uzak tutabilirsiniz. Bunun için günlük hayatta yapılması ve yapılmaması gereken hareketler...
Toplumda her 100 kişiden 80’i hayatının bir döneminde bel ağrısından yakınır. Bel ağrısı olan hastaların % 70-85’i 6 hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Bel ağrısı; kas spazmı, bel kayması, kireçlenme, romatizma, kemik erimesi, omurlardakırık ve bel fıtığı gibi çeşitli nedenlerden oluşabilir. Bel ağrılarının sadece % 2’si bel fıtığıdır. Gerçek bel fıtıklarının da ancak % 15’i cerrahi tedavi gerektirir. 1- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik bir pozisyonda olmasına dikkat ediniz.
2- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyınız.
3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz.
4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırınız ve çömelerek alınız.
5- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret ediniz ve bunu alışkanlık haline getiriniz.
6- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayınız, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alınız. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltiniz.
7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayınız.
8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışınız, ondan sonra yaklaşınız. Kaldırma işlemi ne geçmeden önce onu hafifçe yoklayarak bir kez de test ediniz ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırınız.
9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayınız. Bunun için, ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiriyorsa, haltercilerin yaptığı gibi, çok iyi konsantre olunuz.
10- Ayakta iken belinizi sağa ve sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayınız.
11- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyiniz.
12- Merdivenlerden inerken bastığınız basamaklara çok dikkat ediniz. Bazen son basamağa geldiğinizi sandığınızda bir basamak daha vardır ve siz farkında olmadan tüm vücudunuzla aşağıya doğru düşersiniz. İşte bu çok tehlikeli bir harekettir, bundan kaçınınız.
13- Elinizi, yüzünü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyiniz, bezi olabildiğince dik tutmaya gayret ediniz. Bu yüzden evinizdeki lavaboların biraz daha yüksekçe olmasını sağlayınız.
14- Çocuklarınız okula giderken çantalarında az yük taşıtmaya çalışınız. Bunun için sadece o günkü dersleri ilgilendiren kitap ve ders gereçlerini yanlarına almaları konusunda onları eğitiniz.
15- Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 cm. yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltiniz, belinizin rahatladığını göreceksiniz.
16- Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyiniz ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret ediniz.
17- Sağlıklı iken düzenli olarak spor yapınız. Yüzmeye önem veriniz, yürümeyi ihmal etmeyiniz.
18- Her gün ez az 15 dakika yürüyünüz.
19- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorun size vereceği egzersizleri aksatmadan yapınız.
20- Sağlıklı iken de her gün hiç aksatmadan kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapınız.
21- Egzersizleri, altında sunta veya tahta bulunan halı veya battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapınız.
22- Egzersiz hareketlerinin sayısını gün geçtikçe yavaş yavaş artırınız. Başlangıçta aşırılığa kaçmayınız.
23- Spor ve ya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçı nınız.
24- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa uzman doktora danışınız. Bir saati geçen rahatsızlık söz konusu ise o hareketi yapmayınız.
25- Hergün beyaz peynir veya bir tabak yoğurt yemeyi adet haline getiriniz.
26- Eğer kilonuz fazla ise ve bunu bir türlü veremiyorsanız, bir uzman doktor ve diyetisyene başvurunuz. Gerekirse psikologdan da yardım isteyerek, kararlı bir şekilde kilolarınızı veriniz.
27- Uzman hekime danışmadan bel korsesi kullanmayınız. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayınız.
28- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan belinizi asla çektirmeyiniz. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayınız.
29- Uzüntü ve streslerin bel sağlınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek ruh sağlığınıza özen gösteriniz. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidiniz.
30- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutunuz. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu, bunun da belinizin biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayınız.
31- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyiniz. Ayakkabınızın topukları normal olsun.
32- Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi oturağınızın üstüne sanki düşüyormuş gibi, aniden bırakmayınız. Yavaş yavaş, kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz.
33- Sandalye veya koltukta otururken, bir cismi -hafif dahi olsa- öne doğru eğilerek yerden almayınız.
34- Yan veya sırtüstü pozisyonda yatarak uyuyunuz. Yüzüstü yatmayınız.
35- Yatağınız sert olsun. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan yumuşak yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta veya tahta olan yataklar ile kaliteli ortopedik yatakları tercih ediniz.
36- Doktorunuz mutlak yatak istirahati vermişse, 2 veya 3 hafta kesinlikle istirahat ediniz. Bu süre içinde ağrınız artıyor, durumunuz kötüye gidiyorsa, doktorunuza bildiriniz.
37- Mutlak sert yatak istirahatinde iken ayaklarınızın altına birkaç yastık koyarak yükseltmeniz daha iyi olacaktır. Bu esnada yemeklerinizi yatarak yiyebilirsiniz.
38- Sırtüstü yatağınızda veya bir halının üzerinde uzanırken bacaklarınızı dizlerinizi kırarak yukarıya doğru toplayınız. Bu pozisyonda beliniz daha çok rahatlar ve ağrılarınız daha çabuk geçer.
39- Beliniz ağrıyor ve özellik le de ağrı bacağınıza vurmaya başlamış ise vakit geçirmeden uzman doktora başvurunuz. Doktor olmayan kişilerle kaydedeceğiniz vaktin bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini unutmayınız.
40- Sağlıklıyken, günlük yaşantınızda tembel olmayınız, hareketli olmayı tercih ediniz.
41- İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bunun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle arasıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, ayakta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına ya kalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tesbit edilmiştir.
42- Bacaklarınız düz pozisyondayken, ayakta dimdik uzun süre hareketsiz kalmayınız.
43- Daha önce bel rahatsızlığı geçirmişseniz, güreş, boks, judo, futbol gibi mücadele sporlarından ve halter gibi uğraşlardan uzak durunuz. Bunların yerine yürüme ve yüzme gibi sporları tercih ediniz.
44- Çocuklarınız hızlı gelişsinler diye aşırı antrenman veya gereğinden fazla spor yaptırmayınız.
45- Çocuklarınız oturarak ders çalışırlarken onları öne ve ya yana eğik durmamaları konusunda sık sık uyarınız.
46- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.
47- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösteriniz.
48- Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek ve ya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapınız.
49- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyiniz.
50- Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

Kalsiyum kemiklerimizin oluşumunu ve sağlamlığını sağlayan vücudumuz için zorunlu minerallerden biri.
Tüm vücut ağırlığımızın % 1,5 - 2,0 sini oluşturur. Bu kalsiyumun % 98’i kemiklerimizde, % 1’i dişlerimizde, diğer % 1’i ise kan dolaşımı ve yumuşak dokularda bulunur ve bu %1’lik kısım hayati rol oynar.
Çünkü bu küçük miktarlardaki kalsiyum azaldığında vücut kasları düzgün olarak kasılamaz, kan pıhtılaşamaz ve sinir iletimi düzgün olarak yapılamaz. Bu kalsiyum düzeyi diyetle dışarıdan alınarak veya kemikteki kalsiyum kullanılarak vücut tarafından dengelenmeye çalışılır.
Kalsiyum dengesi özellikle kalp fonksiyonları için önem taşır. Normal kan kalsiyum düzeyi % 10 mg’dır. Bunun 5,5 mg’ı Ca++ iyonu şeklinde, 4 mg’ı taşıyıcı protein şeklinde, 0,5 mg’ı da fosfat ve sitratlarla kombine şekildedir.
D vitamini kalsiyum ve fosforun sindirim sisteminden emilmesine yardımcı olur. Diyetle yeterince kalsiyum alınmaması durumunda vücut otomatik olarak kemiklerde depolanan kalsiyumu kullanmaya başlar ve bu uzun yıllar boyunca sürer, eksilen kalsiyum yerine konmazsa kemikler güçsüzleşir ve kolay kırılır bir hal alırlar. Bu osteoporoz adlı kemik hastalığını oluşturur.
Kalsiyum emiliminde, metabolizmasında ve fonksiyonlarında birçok besin, D vitamini ve bazı hormonlar rol oynar. Kemik gelişiminde kalsiyum gibi fosfor da rol oynayan bir mineraldir. Kemiklerdeki kalsiyum fosfor oranı 2,5/1 civarındadır.
Kalsiyum magnezyumla birlikte kalp ve diğer kasların kasılmasında, sinir iletisinin sağlanmasında düzenleyici rol oynar.

Günlük Kalsiyum İhtiyacı
0-6 ay bebek 360 mg
6 ay - 1 yaş 540 mg
1 - 10 yaş 800 mg
11 - 18 yaş 1000 mg
Erişkin kadın - erkek 800 mg
Hamile kadın 1200 mg
Emziren kadın 1200 mg
Menapozdaki kadın (östrojen almayan) 1200 mg

Kalsiyum emilimini arttıran faktörler:
Büyüme, hamilelik, emzirme gibi doğal ihtiyaç artışı
Vitamin D
Sütteki laktoz
Hidroklorik asit, sitrik asit, askorbik asid (vitamin C)
Egzersiz
Fosfor dengesi

Kalsiyum emilimini azaltan faktörler:
D vitamini eksikliği
Mide barsak sistemi hastalıkları
Düşük mide asidi
Stres
Hareketsizlik
Çok yüksek oranda protein ve yağ alımı
Ispanak, pazı, pancar, kakao gibi ogzalik asitli yiyecekler.
Yüksek fosfor alımı.

Kalsiyum içeren yiyecekler:
En iyi kalsiyum kaynağı süt ve peynir, yoğurt gibi süt ürünleridir. Yeşil yapraklı sebzeler de iyi birer kalsiyum kaynağıdır ancak ıspanak gibi yüksek ogzalik asid içerenlerinde kalsiyum emilimi azdır. Karnıbahar, brokoli, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez kalsiyum içeriği yüksek gıdalardandır. Limon, portakal, çilek, yumurta gibi besinlerde orta derecede, etler ve diğer taze sebze ve meyvelerde ise daha az derecede kalsiyum bulunur.

İstenmeyen Etkiler:
Kalsiyum içeren ilaçların kullanımı ile bazen kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi şikayetler oluşabilir. Süt ve süt ürünleri ile birlikte yüksek miktarda kalsiyum alındığında süt alkali sendromu adlı bir tablo ortaya çıkabilir. Hiperparatiroidi ve kronik böbrek hastalığı olanların kalsiyum içeren ilaçları almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir. Böbrek taşı hikayesi olan hastaların kalsiyum içeren ilaçları kullanması ile taş oluşumu riski artabilir.

Her gün düzenli egzersiz yapmanın, polen alerjisinin etkisini azalttığı belirtildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Külahlı, alerjik nezle ve sinüzitli hastaların polen mevsiminde pikniği gitmemelerini, bahar aylarında özellikle sabah erken saatlerde pencereleri açmamalarını ve kumaş perde yerine panjur kullanmalarını önerdi.
Prof. Dr. İsmail Külahlı, alerjik nezlenin (rinit) her yaş grubunda en sık görülen kronik hastalıklardan biri olduğunu söyledi. Alerjik nezlenin dikkat dağınıklığı, konsantrasyon ve uyku bozuklukları gibi sorunlara yol açtığını ifade eden Külahlı, şu önerilerde bulundu: “Çimleri keserken veya ev temizliği yaparken polen maskesi takın. Allerjenler kilometrelerce uzaktan rüzgar ile gelebilmekte. Isıtma ve havalandırma sistemlerindeki filtreleri aylık olarak değiştirin. Kuru ve rüzgarlı havalarda, havadaki polen yükü en yüksek seviyeye çıkar. Yağışlı havalarda ise polenler yere iner. Bu nedenle polen mevsiminde pikniğe gitmeyin ya da açık havaya çıkmayın. Tozlaşmanın yoğun olduğu mevsimlerde giysilerinizi yatak odasında çıkarmayın.”
Bahar aylarında özellikle sabahın erken saatlerde pencerelerin açılmamasını öneren Külahlı, evde bulunan bitki ve hayvanlardan uzak durulması, kuş tüyü yastıklar, yün battaniye ve yün örtüler yerine pamuk ya da sentetik maddelerden yapılmış olanların tercih edilmesi gerektiğini kaydetti.
Hayvansal eşyalardan yapılmış ürünlerin de alerjiye neden olabileceğine işaret eden Prof. Dr. Külahlı, şöyle devam etti: “Yatağınızın baş tarafı yukarı kaldırılmış bir şekilde uyuyun. Evi yeterince havalandırıp güneş görmesini sağlayın. Çarşaf ve yastık yüzlerini haftada bir kez 50 derecenin üzerindeki sıcak suyla yıkayın. Kumaş perde yerine panjur kullanın. Plastik ve ahşap sandalye tercih edin. Duvara toz çekecek pano gibi eşyalar asmayın. Dolapların içini nemli bezle silin. Çocukların tüylü oyuncaklarını kaldırın. Yatak odasında halı kullanmayın. Banyoları kuru tutmaya çalışın.”
Külahlı, her gün düzenli egzersiz yapmanın, polen alerjisinin etkisini azalttığını sözlerine ekledi.
  Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla
Etiketler: , , , ,


Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
SağLıkLa İlgili Bir çok Döküman ilaclar v.b Cansu Sağlık 1 21.10.10 18:52
Sağlıkla İlgili Bir Çok Şey 1 Cansu Sağlık 0 24.12.07 00:16
sağlıkla ilgili araştırmalar Cansu Sağlık 0 23.12.07 23:58
Bilgisayar Donanımıyla İlgili Ayrıntılı Bir İçerik DeviL Slayt ve Döküman Arşivi 0 22.12.07 18:15


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:17 .


Powered by: vBulletin Version 3.7.0 (Türkçe)
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0 RC2
Şikayetleriniz ve Site Admini ile İletişim İçin Email Adresimiz: Tıkla
Guncelforum.net

Son Konular | Sitemap | Sitemap-2 | skype indir | Survivor kim elendi | gabile | mirc indir | cinsel sohbet | cinselsohbet


7, 427, 6, 5, 106, 463, 464, 9, 10, 11, 12, 15, 16, 202, 18, 19, 20, 21, 22, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 397, 34, 35, 36, 341, 38, 466, 40, 41, 42, 43, 44, 462, 45, 46, 47, 48, 198, 50, 51, 54, 123, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 112, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 511, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 108, 110, 113, 115, 117, 118, 119, 120, 122, 121, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 467, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 468, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 249, 248, 459, 247, 191, 512, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 199, 200, 201, 203, 204, 212, 213, 218, 346, 250, 458, 253, 254, 255, 257, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 307, 308, 321, 317, 322, 338, 318, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 330, 331, 336, 332, 333, 334, 337, 335, 340, 342, 343, 344, 363, 348, 347, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 382, 380, 461, 384, 386, 394, 388, 389, 393, 409, 398, 399, 400, 401, 410, 411, 460, 413, 414, 417, 416, 418, 419, 420, 421, 423, 425, 428, 435, 433, 447, 448, 450, 465, 457, 481, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 487, 480, 482, 483, 484, 485, 486, 489, 488, 490, 503, 504, 505, 506, 507, 510, 513, 508, 509,